27 Şubat 2015 Cuma

Basitçe duymak, basitçe gezmek, basitçe yaşamak

Beni ben yapan özelliklerimden biri de gezmeyi sevmemdir. Sevmek ne kelime, bayılırım gezmeye! Neresi olursa olsun, gitmek, uzaklaşmak beni kendimle yakınlaştırır.

Allah’tan gezmeyi seven bir ailede doğmuşum, onlarla başladım gezmeye. Pek çok ülkeye gittik. Sonrasında da yalnız gezmeye başladım. Hiç bilmediğim şehirlerin sokaklarında haritasız kaybola kaybola yürüdüm. Yürüdükçe mutlu oldum, mutlu oldukça keşfettim.

İşitme kaybımla birlikte tek başıma yollara düşmek de farklı bir hal aldı. Nasıl Türkçe’de söylenen sözleri anlayamıyorsam, İngilizce’de söylenen kelimeleri anlamadığım, karıştırdığım, yanlış anladığım oldu çoğu zaman. Bu yüzden tek başıma seyahatler biraz daha zorlayıcı oldu. İngilizce demişken ecnebiler buna “challenging” derler, “sorun” değil de üstesinden gelmen gereken durum gibi bir anlamı da vardır. Ama üstesinden gelinen şeyler insanı daha da olgunlaştırır daha da mutlu eder, değil mi?

İşitme kaybım da beni gezmekten alıkoyamadı. Geçen yıl Kopenhag’a gitme şansım oldu. “Her güzel kent ya deniz kenarındadır ya da ortasından nehir geçer” kuralına uyan bir şehir Kopenhag. Deniz kenarında ve aynı Amsterdam gibi kanallarla deniz kentin içine kadar işliyor. Dümdüz bir şehir. Bisiklete binmeyi bilseydim bisikletle tüm şehri iki saatte gezmiş olabilirdim. Ama ben soğuğa rağmen saatlerce yürüdüm.Daha önce internetten okuduğum yerleri kaybola kaybola buldum. Yürüdüm, baktım, gördüm, kokladım şehri.

Otelime gittiğimde resepsiyoniste bir şey sordum. Cevap verdi ama ben anlamadım. Ona işitme kaybımdan bahsettim. Kız hiç istifini bozmadı, yüzünde her hangi bir acıma ya da başka bir ifade olmadı. Sesini de yükseltmedi. Sadece sözcükleri daha yavaş ve dudaklarına okumam için uygun bir şekil vererek dediklerini tekrarladı. Ben de gayet net bir şekilde anladım. İşte o an bilinç farklılığını daha net bir şekilde hissettim. Sorumun cevabını anlamış bir şekilde mutlu mesut odama geçtim.

Dünya için küçük ama benim için büyük olan bu olay neden önemliydi? İşitme ya da başka bir engeli olmayan kişilerin beni anlaması için örnek vermek istiyorum. Yabancı dil bilmeyen birisi yurt dışında başkalarıyla anlaşamayacağından endişelenir ve oralara gitmeye çekinir değil mi? İşitme kayıplı birey de bu endişeyi sürekli, kendi ülkesinde bile her zaman yaşar, çünkü konuşulanı tam anlayamama ihtimali vardır. Bu küçük olayda, benim anlayamama endişem ortadan kayboldu. Ayıplamadan, acımadan, abartılı davranışlar göstermeden karşımdaki kişi konuşmasında ufak bir değişiklik yaptı.Bana kendini doğru şekilde ifade etti. Ben de onu anladım ve iletişim kurabildim. Üç basit adımda anlaşmış olduk.

Basitçe iletişim kurabilmek o kadar önemli ki. Çünkü bu basitliğin ardında zamanında doğru öğretilmiş davranışlar yatıyor. Basitliğin ardında önem verilmiş eğitim yatıyor.

Ne demiş Düş Hekimi Yalçın Ergir, internette Nazım Hikmet’e maledilen “Basit Yaşamak” şiirinin son dizelerinde:
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi 
basit.


Basit anlaşacaksın, basit. Sanki yaşamın süresince iyi duyacakmış gibi basit! :) 

25 Şubat 2015 Çarşamba

36 hafta 5 gün

Beyaz atlı prensimi bulmuştum sonunda. Evliliğin ilk yılı harala gürele ile birbirimizin huyunu suyunu öğrenmeye çalışırken geçiverdi. Sonra bir gün öğrendim ki hamileyim!

Tam anlamıyla garip hissettim. Heyecan, korku, mutluluk, endişe yedi tekmili birden çıkıverdi ortaya. Aklımda bin bir türlü deli soru. Sağlıklı olacak mı? Kız mı olacak erkek mi? Anne olmaya hazır mıyım? Becerebilecek miyim? Of zaten tombalaktım 100 kilo olarak mı bitirecektim hamileliği gibi önem sırasıyla ve birbiriyle alakası olmayan milyonlarca soru. Ama beni en en en çok endişelendiren soru “Çocuğumun işitme kaybı olacak mı?” idi...

Ben top gibi şişerken, daha ziyade su alan sünger gibi diyeyim, ilk üç aydan sonra bir mutluluk hasıl oldu. Amaan dünya tersine dönse umrumda değil. Öylesine hiç bir şey yapmadan gamsız bir mutluluk içindeyim. Tam anlamıyla yuvarlanıp giden bir fiziğe sahip olmuşken kendi mutluluk balonumun içinde uçar gidiydim. Ayaklarım yerden ve görüş hizamdan kesilmişti. Göbeğimden görünmeyen ayaklarımın 40 numara olduğu haberini gittiğim ayakkabıcıdan aldım. Nitekim ayaklarım ile bir süre hiç buluşamadık, çorap giyemez olmuştum.

Hamileliğimin 3 ve 8 ayları arası böyle şen şakrak, pastalı-börekli-pideli ve mutlu mesut geçti.Tam 32. haftada doktorum çocuğumun karnımdaki gelişiminin yavaşladığını, mutlaka doğum iznine çıkmam gerektiğini söyledi. Ben “Ay aman doktor bey işim vardı ama projeler felaan” demeye kalmadan, normalde dünyanın en sakin insanı olan doktorum bana kızarak “Şu anda en önemli şey bebeğiniz!” dedi. O zaman mutluluk balonum patladı ve gerçek dünyaya düştüm...

Sonrasında her hafta kontroller. Uzatmaları oynadık. 36. Hafta 5. güne kadar. Sadece biraz karnım ağrıyordu. Tüm günü o şekilde geçirdim, eşimin ve annemin ısrarları olmasa doktora bile gitmeyecektim. Doktora gidince sezaryen olmam gerektiğini öğrendik. O kadar korktum ki... normalde kontrol gittiğimizden eşimle ben baş başaydım, büyük aileden kimse yoktu yanımızda.

Bebekiyiolacakmıbennasıldoğuracağımçokkorkuyorumannenerdesinannecabukgelannneeeeeee!!!

Ayaklarım tir tir titrerken sonunda epidural anestezi yapıldı. Eşim sağ omzuma yakın oturuyordu. Elini tutamıyordum ama yanındaydı işte. Göz gözeydik. Ve o da benim kadar korkuyordu.

Bir süre sonra kedi sesi gibi bir şey duydum. Aradaki perdeden O’nu göremedim. Sonra arka tarafa aldılar sadece ayaklarını gördüm; vücudunu siliyorlardı. O kafayla tam mı diye ayak parmaklarını saymaya çalıştım sayamadım. Sonra hemşire hanım O’nu getirdi yanağını yanağıma sürdü. Çok ama çok mutluydum, sarhoş gibiydim. Sadece etrafımdaki kim olduğunu bilmediğim tüm yeşil kıyafetli insanlara “Oğlum iyi mi sağlıklı mı? Ciğerleri iyi mi?” deyip duruyordum.

Bebekle beraber eşim benim suratıma bile bakmadan koşar adım çıktı gitti ameliyathaneden. Öff dikselerdi beni de gitseydim bebeğimin yanına.

bebeğimsağlıklımıacabaküvözekoydurlarmıacabaelleritammıacabayanimavereceklermiacabaküvözekoydularmıacabaküvözzzz


devamı yarına...

24 Şubat 2015 Salı

İşitme kayıplı kişiyi deli eden ilk on patavatsızlık


Güzel yurdumda engelli kişilere karşı nasıl davranması gerektiğini bilmeyen, iyi niyetli pek çok kişi var. Engelliler evde oturdukları, normal hayata karışamadıkları için, normal insanlar engelli gördüklerinde uzaylı görmüş gibi oluyorlar. Neyi nasıl yapıp, ne söyleyeceklerini bilemiyorlar. Bir sakarlık, bir patavatsızlık sorma gitsin...

Bu tip davranışlar arasında başıma gelmiş top patavatsızlıkları yazmak istedim bugün:
1.    “İşine geldiğinde duyuyorsun ama!” diyen şahıslar Evet benim kulaklarım seçiçi duyucu. Aslında duymamayı ben seçiyorum, maksat sizlere zorluk çıkarmak.

2.    Sinirle söylenen “Öff kaç defa daha tekrar edeceğim, biraz önce dedim ya!” cümlesi   1 numaralı yorumum burada da geçerlidir.

3.    “BEEENİİ DUYUUYOR MUUUSUUUN?” Evet, öyle çığlık çığlığa bağırmadan, sadece daha yavaş konuşursan da seni duyabilirim. Çözüm sesini yükseltmekte değil, kelimeleri daha anlaşılır söylemekte...

4.    “Ah yazık bu da böyle duymuyor işte” Teyzem bu dediğinizi duydum. Şimdi ne yapacağız?

5.    “İşte bunun da morali bozuk olduğunda hiç duymuyor” Heey ben de buradayım ve senin dediğini duydum şimdi. “Bu” kim? Neden bana bu diyorsun? Yanındayken başka insanlara ben yanında değilmişim gibi neden konuşuyorsun? Evet moralimi düzelt de insan gibi anlaşalım o zaman ciğerim...

6.    “İşitme cihazının pili mi bitiyor?” Kısaca sen de artık hiiç duymuyorsun anlamına gelir...Yok canım işitme cihazımın değil benim pilim bitiyor, bi zahmet tekrar ediversen dediğini...

7.    Ortamda işitme kaybı olan başka bir kişi daha varken “Bak bunun da kulağı duymuyor.”  demek...Eee napcaz şimdi iki kulağı duymayan kişi kardeş kardeş oynayalım mı?

8.    “Kulağın mı duymuyor? Ayy pek de gençmişsin...” Güzel teyzem ben böyle halimden memnunum işte, neden bana acıyorsun? Hem Allah beterinden korusun yahu!Ölmedik ya!

9.    Bir sözü duyamadığınızda ortamdaki diğer iki kişinin göz göze gelmesi. Belli ki daha önce bahsi geçmiş, bilmemkim duymuyor diye. Şimdi de birbirlerine “Bak ben sana demiştim” edasıyla bakıyorlar. Kardeşim kulağımız duymuyor ama gözümüz görüyor, aklımız yerinde değil mi?

10. “Aaa kulağın mı çınlıyor? Biri seni anıyordur canım hah hah ha ha” Ah cicim çok komiksin de, esprini ben beğenmedim. Kulağında 24 saat cır cır böcekleri ötünce insana pek komik gelmiyor bu dediğin.

Senin de başına geldi mi? Hadi sen de yorum yaz, sen de deşarj ol. Bana iyi geldi walla yazmak,sana da tavsiye ederim.

23 Şubat 2015 Pazartesi

Karşı cinsle münasebetler ve gönül işleri

İşitme kaybımı öğrendiğimde endişelendiğim konulardan biri de beni olduğum gibi kabul edebilecek biriyle yuva kuramamaktı. O zamanlar işitme kaybını bir “defo”, değerimi azaltan bir eksiklik olarak görüyordum. Bir dezavantajdı benim için.
Konuyu kafamda o kadar büyütüyordum ki. Henüz ortada eş namzeti kimse olmadan, kendi kendime ona karşı utanç hissediyordum. Kim eşinin işitme kaybı olmasını isterdi ki? Dediklerini sürekli tekrar ettiren biriyle kim evlenirdi? Ya toplum içinde kelimeleri doğru anlamadığım için komik duruma düşersem? O zaman eşim benim yanımda olmaktan utanır mıydı?

Peki ya eşimin akrabaları ne düşünürdü? Kayın validem, kayın pederim, görümcem eltim vb vb... daha bu kişiler ortada yoktu bile!!!

Daha da ilerisi eğer hasbelkader evlenirsem, doğacak çocuğumu duyar mıydım? Çocuğum benimle dalga geçer miydi? Duyamadığım için çocuğumla iletişimim bozulur muydu?Çocuğum büyüyünce  benden utanır mıydı? En kötüsü de genetik mirasımdan dolayı çocuğum da işitme kayıplı olur muydu?

Tüm bu düşünceler beynimi oyalayıp duruyordu. Beni neşesiz, mutsuz ve olumsuz biri haline getiriyordu. Tüm bunları düşünmekten başımı kaldırıp çevreme bakamıyordum. “Bay Doğru” çok yakınımda olsa bile görecek durumda değildim.

Tam olarak nasıl olduğunu şu anda düşündüğümde bulamıyorum. Bu olumsuz düşünceler ile bir süre geçti. Sonra şimdiki eşimle tanıştım. Sanırım ben daha pozitif biri oldum ona bir adım attım. Sanırım o hoşgörü ile bana bir adım attı. Sonuçta biz birbirimize doğru yürüdük. Onun yanında kendimi güvende ve olabildiğinde rahat hissetmeye başladım. Bu çok istediğim ama daha önce hiç başıma gelmeyen bir şeydi. Bana öyle bir güven verdi ki, sadece ona değil, kendime de inancım arttı.

Onunla evlenmeye karar verdim anı çok çok iyi hatırlıyorum: Bir konserde benim açık unuttuğum telefonun zır zır zıır çalmaya başladığı andı. O zaman sahnedeki sanatçılar bile telefon sesini duydu, hatta dalga geçtiler. Ben telefonu bulup kapatana kadar utançtan yerin dibine girdim. Utandıkça elim ayağım dolandı, ter boşandı ve kıpkırmızı oldum. Bana saatler gibi gelen bu dakikalarda müstakbel eşim hiç istifini bozmadı. Orada, benim yanımda durdu. İşte o an benden utanmadığı, kaçmadığı ve yanımda olduğu için onunla evlenmeye karar verdim. 

Hayat öyle sürprizli bir şey ki. O kadar güzel bir şey ki. Ben şu anda kendimi çok şanslı hissediyorum. Kulağımdaki sürekli çınlamaya aldırmıyorum. Gün içinde kaçırdığım kelimeleri saymıyorum. Konuştuğum kişilere tekrar ettirdiğim cümleleri ise boşverdim.

Sadece içimden biliyorum ki bunların üstünde, bunlardan öte ve bunlardan yüce bir sebep var hayatta. İşte o sebebin peşinden gönlümden geldiği gibi sürükleniyorum. Şimdi buradayım. Yarın nerede olacağım kim bilir? 

20 Şubat 2015 Cuma

Yeni başlayanlar için "işitme cihazı" ve bazı ipuçları

İşitme cihazı kullanma fikrine alışmam biraz zaman almıştı. İlerleyen kaybım artık iş yerinde sorun olmaya başlayınca o zamanki müdürümün yüreklendirmesiyle, tek kulağıma kanal içi ilk işitme cihazımı taktım.

İlk günlerde biraz zorlandım. Her şeyin sesi metalik ve yüksek geliyordu. İşitme cihazını aldığım kişi günde bir saatten başlayarak takmam gerektiğini bana söylememişti. Her gün önceki güne göre saatleri artırarak alışma sağlanmalıydı. Ben bunu bilmiyordum tabi ki. 2007 yılında fahiş bir ücret ödeyerek ilk cihazımı aldım. İşitme cihazını aldığım yerin ne kadar pahalı ve insanı suistimal eden bir yer olduğunu çok sonradan öğrendim. Cihazı kullanmayla ilgili ne bir bilgi ne de bir broşür verdiler. Şimdi olsa söke söke alırdım.O zamanlar bununla ilgilenebilecek gibi değildim. “İşitme cihazı takan” kişi olmaya, kayıplı kişiden engelli bireye uzanan yola anca alışmaya çalışıyordum.

Sağlık sektöründe, hizmet almak zorunda olanları kandırmak gibi etik olmayan bir çalışma biçimi var çoğu yerde. “Hasta” olarak adlandırılan kişilerin aslında “müşteri” olduğu gerçeğini gören ve gerçekten etik çalışan iş yeri sayısı çok az. Ne yazık ki ilk işitme cihazımı bu şekilde kandırılarak aldım.
Eğer tecrübe yediğimiz kazıkların bir bileşkesi ise, bu tecrübemden herkes yararlansın isterim :)  Bunun için de yeni başlayanların işine yarayacak ipuçlarını sıraladım:
  • İlk adım bir Kulak Burun Boğaz doktoruna görünmektir. O sizden işitme testi isteyecektir.
  • İşitme testini odyolog ya da odyometristler yapar.
  • İşitme testi sonucunuza göre doktorunuz işitme cihazı tavsiye edebilir.
  • Eğer işitme cihazı kullanmanız önerildiyse hiç zaman kaybetmeyin.
  • Kaybettiğiniz zaman, kaybedeceğiniz kelimeler demektir. Beyninize ses uyaranları gitmezse sinirler çalışmaz, kelimeleri anlayamazsınız, onları kaybedersiniz.
  • İşitme cihazlarını çeşitli kaynaklardan araştırın ama işitme cihazının kişiye özel olduğunu unutmayın.
  • Bir başkasının yorumuna göre asla karar vermeyin.
  • Mutlaka ve mutlaka işitme cihazınızı bir süreliğine (en az bir hafta) deneyin. Sadece siz size uygun cihazı bilebilirsiniz.
  • Cihaz seçimi kadar, ayar da önemlidir. Mutlaka sizi gerçekten dinleyen, ihtiyaçlarınızı anlayan bir odyoloğa ya da odyometriste ayar yaptırın.
  • Eğer yapılan ayardan memnun kalmazsanız, memnun olana kadar ayar değişikliği yaptırın. Utanıp sıkılmayın. Oturduğunuz yerden ayara alışmak diye birşey olmaz.
  • Kullanmaya başladıkça, kendinizi zorlayarak değişik ortamlarda cihazınızın performansına bakın. Örneğin restoran ya da cafe gürültüsünde anlamanız nasıl, ya da akustiği olan bir ortamda nasıl duyuyorsunuz... bunları not alın. Ayarlarınızı yaptırırken mutlaka odyoloğunuz ile paylaşın.
  • Alıştıktan sonra uyanık olduğunuz her zaman mutlaka işitme cihazınızı takın.
  • İşitme cihazı kullanmak, kelimeleri ayırt etmenizi sağlar. Uzun yıllardır işitme kaybım olduğu ve ilerlediği halde “kelime ayırt etme” skorumun testlerde yüksek çıkmasını, işitme cihazı kullanmama borçluyum. İşleyen demir ışıldar, duyma sinirlerinizi işitme cihazı ile canlı tutun, onları çalıştırın.

Bu kadar yazacak şeyin olduğunun farkında bile değildim... Klavyeye basan parmaklarım yorulsa da anlatacak o kadar çok şey var ki...Yeter ki okuyan gözler yorulmasın :)
Mutlu hafta sonları!

19 Şubat 2015 Perşembe

Ruh ile işitmek, ten ile dinlemek...

Eskiden kulaklarım iyi işitirken, gerçekten çok iyi işitirdi :) O kadar iyi ki tüm şarkıları daha ilk notasından tanırdım. Sürekli müzik dinlerdim, sözlerini ezberlerdim. İşitme kaybım başladığında müzik algımda değişiklikler olduğunu fark ettim. Beynim daha ziyade konuşmaları algılamaya odaklandı. Müziği algılayan sinirlerim ise eskisi kadar kullanılamaz oldu. İşitme kaybıyla birlikte müzik dinlemem de azaldı. Bu azalmayı fark ettiğimde kendime yediremedim. Müzik beni çok mutlu ediyordu, belki eskisi kadar iyi anlamayacaktım ama dinlemeye devam etmeliydim.

Yapım, belki de inatçılığım gereği hep iyi yapamadığım şeylerin üzerine gitmişimdir. Araba kullanmaktan korkuyor muyum, inadına araba kullandım. İyi yüzemediğimi mi düşünüyorum, inadına daha çok yüzdüm. Sonuçta iyi araba kullandım, iyi yüzer oldum. Müzik konusunu da böyle bir inat haline getirdim. Tek başımayken müzik dinlemeye başladım. Gözlerimi kapatınca müziğe daha fazla dikkat edebiliyordum. Bu alıştırmalar sırasında çok ilginç bir şeyi fark ettim: güzel bir ses ya da melodi duyduğumda kulağımdan önce tenim tepki veriyordu. Güzel ses duyduğumda, beynim daha bu müzik nedir ne değildir anlamaya çalışırken tüylerim diken diken oluyordu. Tenim güzel müziğe beynimden önce tepki veriyordu.

Bunu anladığım andan itibaren müziğin sözlerini ya da hangi enstrümanların çalındığını bulmaya çalışmaktan vazgeçtim. Gözlerimi kapadım,işitmeyi ruhuma, dinlemeyi tenime devrettim. Tüylerim diken diken olduğunda daha iyi anladım müziği.

Tabi ki eskisi gibi değil müzik, tabi ki notaları anlamıyorum. Bildiğim şarkıları da beynim hatırladığı gibi çalıyor bana. Ama önemli olan ruhumu müzik gıdasından ayırmamam değil mi? Önemli inatla mutlu olmaya çalışmak değil mi?

Haydi o zaman bu şarkı tüm ışıldayan mutlu insanlara gelsin :)
https://www.youtube.com/watch?v=iCQ0vDAbF7s

18 Şubat 2015 Çarşamba

İşitme kayıpları çeşit çeşit...Bunlardan biri de kadının sesini işitememe!

Sanmayın ki herşey iç, dış ya da orta kulakta bitiyor. Bu organları gayet iyi çalışıp, gönül kulağı açık olmayanlar var bir de.  Kadın sesini duyamayanlar var. Kadının sesini duymak istemeyenler var.

“Kadınların %41,9 u cinsel ya da fiziksel şiddete uğruyor” u duymaz onlar.

“Şiddete uğrayan kadınların %75’i kocaları tarafından şiddete maruz kalıyor” u işitmezler.

“Türkiye genelinde yaşadığı şiddeti kimseye anlatamayan kadın oranı %48,5” e “Ha ne dedin sen?” derler.

“Çalışan kadınların %14’ü iş yerlerinde tacize uğruyor” a “Aman kadın da evinde otursun” derler.

“Son dört yılda 800’den fazla kadın kocası, sevgilisi, eski kocası ya da erkek yakını tarafından öldürülmüştür” ü duymak hiiç işlerine gelmez.

Bu tip işitme kaybı hiçbir cihaz ile tedavi edilemez.
“Zihniyet nakli” bir çözüm olabilir. Bu nakli olmayanlar ise çevresi için çok zararlıdır. Bu tip işitme kaybı tek öldürücü işitme kaybıdır. 
İşitme kaybı olanı değil, yakınındaki kadını öldürür.

17 Şubat 2015 Salı

işitmeyi kaybettiğimi öğrenme ve kereviz sevme hali

İşitmemi kaybetmeye başladığımı öğrendiğim anda en korktuğum şeyle yüzleşmek hiç kolay olmadı. O an, gün gibi gözümün önünde. Hacettepe Tıp’ta öğrenci olan can arkadaşımla hastanenin dışına çıktık. Ağlayarak ona sarıldım. “Hayatta olmasından en korktuğum şey başıma geldi.” dedim. O, birşey diyemedi. Ama ona sarılmak bana çok iyi gelmişti. 10 dakika sonra yine konuyu komik saçmalıklara getirmiş, gözlerimizde yaşlarda gülüyorduk. Hayat böyle birşeydi işte, şok, acı, korku, keder bir sözle kahkahaya dönüşebiliyordu. Simyacının taşı altına çevirmesi gibi.
Şu anda o kadar mutluyum ki; beni bu günlere, bunları yazıyor hale getiren işitme kaybımı kutsuyorum ve ona teşekkür ediyorum. Bu hale gelmem 14 yılımı alsa da, geç olsun da güç olmasın diyorum işte.

Ben kendime söz vermiştim. Eskiden yok olan ama şimdi var olan bu kaybım yüzünden başka şeyleri de kaybetmeyecektim. Hala meraklı, hala tüm dedikoduları bilen ve hala kendisiyle dalga geçen özümü koruyacaktım. Bu özümün düşünmeyi çok sevdiğini o zaman bilmiyordum tabi. Geçen yıllarda sevdiğimi öğrendiğim pek çok şeyin arasına “hayatın manasını düşünmeyi sevmek” de eklendi. Yıllarca ıspanak ve kerevizden nefret eden ben artık bu sebzeleri arıyor hatta aşeriyordum. Yıllarca çok düşünmeden yaşayabilmiş ben, artık deriin derin düşünebiliyordum. Geldiğim noktada kerevizsever bir düşünürdüm artık :)

16 Şubat 2015 Pazartesi

İşitme kaybı ile tanışmam...ve onu yazmam

Başın sonu mu demeli sonun başı mı? Beni bu noktaya getiren, burada sesimi çıkaran şeyin hikayesi 38 yıllık hayatıma göre çok çok eski.
24 yaşındayım, kulağım çınlıyor. Hem de çok. Çocukluğundan beri işitme kaybı olan ablam gibi olmak istemiyorum. Daha doğrusu bunun olmasından çok korkuyorum. Ama bir tarafım da biliyor, hatta bilmek yetmez, bundan emin bir gün işitmemin yavaş yavaş benden uzaklaşacağından.
Doktora gidiyorum, bana “Yüksek sese maruz kaldınız mı?” diye soruyor. E kalmaz mıyım? Dans etmeyi, binbir güçlükle annemlerden izin alıp gece dışarı çıkmayı severim. Daha doğrusu severdim. Süslenip püslenip şıkır şıkıdım giyinip gece geç saatte açılan gürültülü yerlere gitmeyi severdim. İşte bu gürültülü yerlerden dönüşte kulağım çınlardı, ama ertesi gün akşama doğru geçerdi. Gittiğimiz mekanların kapısının üzerindeki “İçerideki ses düzeyi işitme kaybına yol açabilir” sözünü dekorasyon olarak algıladığımdan olacak, hiç de oralı olmazdım. “Evet” dedim doktora. Bir bana bir de işitme testime baktı. Aslında sizinki genetik kayba benziyor. Ailede işitme kaybı olan var mı? :)

Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu