10 Mart 2015 Salı

A

Hayat bazen biz ne kadar olumlu olursak olalım, demeye dilim varmıyor ama...adil olmayabiliyor. Bu tip şanssızlık hallerinde olumsuzluk virüsü minicik boşluktan zihne süzülüp kıtır kıtır kıtır bulduğu hücreleri yiyebiliyor. Doymak bilmeyen bu virüs çok da hızlı hareket ediyor, sonra bir bakmışsın ki kapkara olmuş düşüncelerin.

Bugün az kalsın bu virüs giriverecekti aklıma. Daha önceden kapadığımı sandığım bir açık kapı buluvermiş. Aman ben bu kapıyı açık mı unutmuşum, biraz iteyim de kapatayım derken gücüm yetmedi. Tam olumsuzluk virüsü girecekken, arkamda bir destek hissettim. Benim itmeme bırakmadan kapatıverdiler kapıyı virüse. Döndüm bir baktım, arkamda ışıldayan arkadaşlarım...

Onları yazmaya karar verdim. Teker teker yazacağım biricikleri. Ağır ağır acele ederek yazacağım. Ağır ağır yazacağım çünkü yazacaklarım çok yoğun. Acele ederek yazacağım çünkü hemen okumalarını istiyorum.
Bir numaradan başlayayım ben en iyisi J alfabede de bir numara ya bi de.;)

Tüm ortaokul hayatımız, sınıfça onun adının anlamını derse yeni giren öğretmenlere anlatmakla geçti. Lisede buna gerek kalmadı, çünkü zaten bütün okul onu tanırdı. Biz de O’nun arkadaşları olarak tanındık.

Sonra üniversite, aynı okulda farklı bölümlerdeydik. Her boş anda orta noktada buluştuk. Bölüm arkadaşlarımız kıskandı onları bırakıp bırakıp birbirimize kaçmamızı. Çok iyi anlaştık, hep beraberdik ama ev arkadaşlığını yapamadık bi tek. Şimdi düşünüyorum da o zaman çok başkaydım, sen de başkaydın, belki ondan olmamıştır diyorum. Sonunda da şükrediyorum, ev arkadaşı olamadık ama arkadaşlığımıza zarar gelmedi diye.
Araya evlilikler, çocuklar felan girdi. Kilometreler girdi. Ama hep telefonun diğer ucunda, kalbimin yakınında oldu.

Tüm yukarıda anlattıklarım dışarıdan görünenler, yaşam şahitlerimiz de anlattıklarıma tamam der, gören gözler vardır bunları.
Ama şimdi yazacaklarım kimsenin görmediği, şahit olmadığı, bilmediği ve sadece bana ait olan içimden geçenler. Bu zamana kadar bende kalanları şu anda O’na ve halka arz ediyorum.

Ya aslında çok zıttık başlarda. Sonra ben içimdeki onun gibi davranan kısmı fark ettim, sanırım O da içindeki benim gibi davranan kısmı fark etti. Ben en az onun kadar rekabetçi olduğumu anladım. O da benim kadar kırılgan olduğunu anladı. Ben onun kırılganlığını yumurta kabuğuna sardığını gördüm. Üstten gelen baskılara dirençli, yandan gelenlere hemen dağılan.

Çok kızdığım çok yargıladığım da oldu. Hem içimden, hem onun beni duyabileceği şekilde. Onu her yargıladığımda kendimle ilgili bir şey buldum altında. Kızdığım yönlerine sahip olmak istedim aslında. Bende yok diye kızdığımı anladım sonunda.

Her daim onu çok takdir ettim, istisnasiz her an. Yıkılmaz dik duruşunu, kırılgan yumurta kabuğunu herkese göstermeyişini, kimseden yardım almadan hayatını üstlenişini, başarısını, azmini, iki basamak geri gitse de bunu kabul etmeyişini, sonra beş basamaklık sıçrama yapışını, mükemmel organizasyonunu, zamanı verimli planlamasını ve kullanmasını, dayanıklılığını, kıvamında bencilliğini, kendine gösterdiği özeni.

Ben ona öykündüm çoğu zaman, ayrı kulvarlarda bambaşka insanlar olduğumuzu bile bile. Walla da öykündüm billa da öykündüm. Onun gibi olmadım ama kendimin daha iyisi oldum sayesinde.


Çok kısa, en öz böyle anlatabildim A’yı. Benim gönlümden böyle görünüyor O. Ama biliyorum benden gizli, onda derin daha çoook çok şey var. Ben sadece şükrediyorum O’nunla tanıştığıma. Bir de şansıma şükrediyorum. Onun güneşinin hayatımın karanlığını aydınlattığı anlara.
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu