18 Mart 2015 Çarşamba

Kırışık

Bugünün en önemli olayı Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100. Yılı. Her yerde bununla ilgili yazılar, alıntılar var ama çoğu o ilkokul günlerimizdeki müsamereler tadında. Bu inanılmaz değerli konuyu sürpriz bir zamanda, layığıyla yazmak istiyorum. Bugün değil, müsamere tadında değil.


 18 Mart’ın gölgesinde kalan bir haftanın içindeyiz aslında, bu hafta  “Yaşlılara Saygı Haftası”.  Sorun da haftanın adından başlıyor bence. Halk olarak yaşlıları sayıyoruz ama onları sevmiyoruz.

Yaşlıları sevseydik, onlara “bakmak zorunda” olmazdık. Onlarla birlikte yaşardık, yaşamak derken yaşamlarına tanıklık ederdik. Engellileri eve kapadığımız gibi yaşlıları da evlerine hapsetmezdik. Eğer yaşlıları sevseydik, onları evlerinden çıkarırdık. Kolayca evlerinden çıkıp, rahatça onlara göre düzenlenmiş yollarda yürüyebilirlerdi. Hatta yabancı ülkelerdeki yaşlıların kullandığı araçlardan bizim yaşlılarımızın da olurdu. Binerlerdi alçak ve yavaş motosikletlerine, istedikleri yere düzgün yollardan tın tın giderlerdi. Kendi başlarına. Kimseye ihtiyaçları olmadan. Dışarı çıktıklarında arkadaşlarını, diğer çocuk ve gençleri ve hatta kendilerinden de yaşlıları görürlerdi. Güneşi görürlerdi, yağmurda ıslanırlardı ama kendilerini hapsedilmiş hissetmezlerdi.

Eğer yaşlıları sevseydik, onlarla konuşurduk. Konuşurken gözlerine bakardık. Gözlerindeki 11 yaşındaki çocuğu görürdük. Konuşurken yüzlerindeki kırışıklıkları seyrederdik. Her bir kırışığın altındaki hikayeyi merak ederdik. Onlara hikayeler anlattırırdık. Milyonlarca defa dinlemek için zaman yaratırdık. Onların yanında akıllı telefonlarımıza dalıp yüzlerine bile bakmayı unutmazdık. Böyle yapabilseydik eğer, onlar da bizlerle iletişim kurmanın tek yolu olarak hastalıklarını kullanmazlardı. Neşeli şeylerden konuşurduk, çünkü onların da gelecekle ilgili hayalleri olurdu. Hayalleri yaşayan insan neşeli olmaz mıydı?

Bir bakın etrafınıza. Ama görmek için bakın. O zaman çocukların yaşlılarla çok iyi anlaştıklarını fark edeceksiniz. Çocukların ve yaşlıların zaman kavramları denk işler. Zaman, onların oyunları için uzar ve uzaaar. Çocuk, yaşlının eli ayağı olur; yaşlı, çocuğun aklı. Birbirlerini bütünlerler, birbirlerini çok severler, gönülden oynarlar birbirleriyle.
Çocuk ve yaşlı sevmeyen yetişkinler de asık suratlarıyla oradan oraya koştururlar. Onlara zaman asla yetmez. Gözleri bozuk değildir ama ne yeşil çimleri görürler, ne de yuva yapmak için gagasına dal parçası almış güvercini. Durup manzaraya karşı, öylesine bakmazlar. Onlar ne çocuklardan enerji ne de yaşlılardan akıl alabilirler. Kendi çemberlerinde dönüp dururlar dolap beygiri gibi. Sonra da derler ki bir gün biz de yaşlanacağız...

Çok mesaj kaygılı olacak burası ama lütfen fark edin. Lütfen bugün en yakınınızdaki yaşlıyı sevip sevmediğinizi düşünün. Sevmiyorsanız ne engel oluyor? Bu sizinle mi, onunla mı ilgili bir şey? Eğer benim gibi şanslıysanız ve sevdiğiniz yaşlılar yakınınızdaysa, onlara sıkı sıkı sarılın. Her bir kırışıklığın hikayesini anlattırın. Dokunun onlara. Kolay olmadı o kırışıklıklar...














Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu