2 Mart 2015 Pazartesi

THE ELBİSE



Geçen hafta Cuma gününden beri herkes birbirine “o”elbisenin rengini sorup duruyor. Google ‘a “The Dress” yazınca 261.000.000 (ikiyüzaltmışbir MİLYON) sonuç geliyor. Yani bayağı bayağı bir olay cereyan etmiş demek bu rakam.

İkiyüz küsür milyon tartışmanın içinde ben “beyaz-altın rengi” görenlerden yana saf tutuyorum. Elbisenin gerçek renginin mavi-siyah olması, benim gördüğüm şeyi değiştirmiyor.

Basit bir elbise resmi herkesin algısının nasıl farklı olduğunu açıkça ispat ediyor. Peki ya hayatın içindeki bin bir detay? Kim bilir o olaylar, o detaylar nasıl da farklı algılanıyor.Ben de oturdum bu olay üzerine ciddi ciddi düşündüm. Ortada gerçekten karaya ak deme olayı var, en azından benim açımdan. Bilimsel açıklamaları da araştırdım internetten; pek dişe dokunur, yararlı bir şey göremedim.

Belki beynimizdeki bir kodlama, belki de beynimizin hangi kısmını kullandığımız  ya da göz sinirlerimiz algımızı etkiliyor, gerçek sebebini bilmiyorum. Sadece bu elbise olayı bana iki farklı konu hakkında önemli dersler veriyor:

·        Herkes birbiriyle aynı şeyi görüp anlamak zorunda değil. Benim gibi beyaz-altın rengi görmüyor diye, siyah-mavi gören birini ikna etmeye çalışmak boşa kürek çekmek demek değil mi? Ya da daha da beteri mavi-siyah gören birini kınamak, onu bu sebepten yargılamak ne kadar boş değil mi? Hatta bu sebepten çatışma yaşamak, daha da ilerisi savaşmak... tek kelimeyle boş olurdu, değil mi?

·      Elbise ortada, kendisi hakkında bunca gürültünün patırtının olduğundan habersiz mavi-siyah bir şekilde duruyor, değil mi? Ben onu beyaz-altın görüyorum diye elbisenin rengi de değişmiyor, değil mi?

Hayat da aynen, etrafında dönen bunca şeye aldırmadan olduğu gibi orada akıp geçiyor işte. Sen ne kadar “Hayır, benim gördüğüm gibisin” desen de, başkası da “Sen yanlış görüyorsun” diye ısrar etse de gerçeklik olduğu gibi, değişmeden, olduğu yerde duruyor.
Sonra işitme kaybıma yansıtıyorum bu düşünceyi. İşitme kaybı başkasına kara görünüyor olabilir, bu bana ak görünmesini değiştirmiyor, ne yapayım algım böyle. Diğer taraftan da  ben kendimi üzüntüden hırpalasam da parçalasam da olacak olan oluyor. İşitme kaybım varsa var işte. Benim nasıl gördüğüm, senin nasıl gördüğün, onun nasıl gördüğü işitme kaybının varlığını değiştirmiyor.

Hal böyle iken elbisenin rengi de önemini kaybediyor... Başkalarının ne dediğine ve elbisenin ne renk olduğuna aldırmadan onu giyebilmek, onu üzerinde taşıyabilmek belki de tek gerçek dert haline dönüşüyor.


Hayat herkesin farklı renkte gördüğü bir elbiseyse, ben onun rengini dert etmiyorum.Sadece onu giyip gidiyorum eğlenmeye, kim ne derse desin J
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu