27 Nisan 2015 Pazartesi

Güneşli Pazartesiler

Fotoğraf: Mondays in the Sun İngilizce çevirili filmin afişi. Sıcak renklerin olduğu afişin üzerinde başrol oyuncusu erkeğin yüzünün profili görünüyor. Filmin aldığı iki ödünün logoları da afişin üzerindedir.
Tam 12 yıl olmuş Kızılırmak Sineması’nda Güneşli Pazartesiler filmini seyredeli.

Bu yazı Güneşli Pazartesiler filminden bahsettiğim ikinci yazı aslında. İlkini 2007’de yazmışım. O zaman çalıştığım iş yerinin dergisinde. Hem de bir gezi yazısında bahsetmişim. Aynen şöyle demişim :
“Eskiden Güneşli Pazartesiler diye bir İspanyol filmi seyretmiştim. Filmde bir grup işsiz insan Pazartesi sabahları işe gidenlerin telaşını seyrederek eğleniyor ve günün tadını çıkarıyordu. Riga’daki Pazartesi gününde organizasyonla ilgili işlerim olsa da kendimi Pazartesi telaşı izleyicisi olarak buldum. Boş sokaklar sonunda insanlar ve arabalarla dolmuştu. Şık ve güzel insanlar işlerine yetişmek için koşturuyorlardı...”

Çok değil, yazının yayınlanmasından bir yıl sonra benim de işsizler ordusuna katılacağımdan ve kurumsal dergisine yazdığım şirketten kriz sebebiyle çıkarılacağımdan habersizmişim. Güneşli pek çok Pazartesi’nde işe gidenleri seyretmek zorunda kalacağımdan habersizmişim.

Hayat da senaryosu çok iyi çalışılmış bir film gibi. Filmde gördüğümüz her kare, gelecek çekimler için bir ipucu. Belki başımıza gelecekleri önceden seziyor ya da biliyor gibiyiz.
Çok severek ve kendimce değer katarak beş yıl çalıştığım işimden ayrılmak zorunda bırakılmak çok üzmüştü beni. Hala da o yaramın açık kaldığını hatırlarım bazı anlarda. Oysa geçip ilerlemek gerek, yerinde saymamak gerek. Filmin kalan yarısının sıkıcı olmaması adına.

Bugün de güneşli bir pazartesiydi. İşten geldim, günlerin uzamasından fırsat bulup yürüyüş yaptım açık havada. Yürürken düşündüm bugün ne yazacağımı. Aklıma gelen konulardan iç sesimin onayladığı bu konu oldu. Yine bir Pazartesi, yine içinde Pazartesi geçen bir başlıkla.

Yarın ne olacağını tam olarak bilmiyoruz. Başımıza iyi şeyler de gelebilir, “kötü” olarak adlandırılabilecek şeyler de. Sağlığımızı, duyularımızı ya da sevdiklerimizi kaybetme riskimiz her daim mevcut. Bunu bilerek cambaz gibi ipin üzerinde, sanki her şey güzel olacakmış gibi yürüyoruz. Bazen geriye dönüp bakıyoruz, bu kadar yüksekte bu kadar yolu nasıl alabilmişiz diye. Yolun ilerisini görsek belki de ipin üzerinde durmak mümkün olmayacak. Hayatın sürprizlerini bilsek vazgeçeceğiz ve duracağız. Ama yüksekte gerdirilmiş ipin üzerinde durmak diye bir şey olamaz. Durursak düşeriz. Filmin sonu da tam bir hayal kırıklığı olur o zaman.


Sonradan işitmesini kaybetmeye başlamış biri olarak bazen geçtiğim bazı anlara takılıp kaldığım oluyor. Eski günler, kaçan balık misali gözümde büyüyor. Sanki o zamanlar hiç derdim, tasam ya da kederim yokmuş gibi. İşte bu sebepten moda deyimiyle “şimdide kalmak” gerçekten kurtarıcı oluyor. Cambazın yürüdüğü ipe belinden bağlanmış emniyet kemeri misali. Şimdide kaldığımda evinde eşi ve çocuğuyla mutlu, yeni bir işe değer katmaya çalışan, yazmayı seven, ruh ve fizik sağlığına sahip çıkan birini görüyorum. Şimdide kaldığımda, ipin üzerinde dengede duran bir cambaz görüyorum. Geleceğe yürüyebilmek için tek önemli olan da bu değil mi zaten?

Not:Fotoğrafların altına yazmaya başladığım açıklamalar dikkatinizi çekmiştir herhalde. Dikkatini çekenler için açıklama yapmamın zamanı geldi sanırım.
Blogumu takip eden görme engelli kişilerin olduğunu biliyorum. Onlar bir okuyucu kullanarak yazılarımı takip ediyorlar. Bir arkadaşıma nasıl daha fazla erişilebilir olacağımı sorduğumda, resimleri betimlersen iyi olur yanıtını aldım.  Yabancı olduğum bu konuda şimdi kendimi geliştirmeye çalışıyorum, koyduğum resimleri betimlemeye çalışıyorum. Umarım bunu başarıyorumdur.
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu