3 Nisan 2015 Cuma

Kıvırcık Boncuk

Dün yazdığım yazı üzerine henüz olmayan kitabıma hiç hiç beklemediğim bir sponsor buldum. Sevgili küçük ablam aldığı emekli ikramiyesiyle bana sponsor olabileceğini söyledi. Ne hoş, ne fedakar, ne zarif bir düşünce! Tabi ki bunu kabul etmeyeceğim ama böylesine desteklenmek bugünümü ve gelecek günlerimi aydınlattı.

Blogda işitme kaybı olan büyük ablamdan çok bahsettim de küçüğünden hiç bahsetmemiştim. Diğer bir deyişle “ortanca” dan... 3 kızın iki numarası, ne ilk ne son olarak isimlendirilmediğinden biraz da arada kalıvermiş şahsiyet.

Kendisine kısaca ortanca diyeceğim, aslında benim doğum sebebimdir. 12 yaşındayken dua etmiş, ben de annemi aracı yaparak hemen gelivermişim yanına. Büyük ablamla 15, ortanca ile 13 yaş farkım var. Üç tane annem, iki ablam ve iki kız kardeşim var demek oluyor bu yaş farkı. Ortanca benim annem oldu bebekken altımı değiştirdi, ablam oldu dertleşti, kardeşim oldu o huysuzlandığında ben sakinleştirdim.

En çok ben onun kardeşi oldum ama. Her türlü ama her türlü derdimi, tasamı, mutluluğumu, hayalimi, kızgınlığımı, aşkımı, sevgimi, hatamı ve günahımı dinledi. Beni bildi. Çokça da arkamı kolladı. Ortaokuldayken gezme izinlerim için annemle kavga etti. Benim sözcüm oldu hakkımı aldı. Gizli kapaklı işlerimde işbirlikçi oldu. Sırf bana değil arkadaşlarıma da ablalık yaptı. Evini açtı, kulağını açtı, dinledi ve tavsiye etti. Bildikleri onu sıkıntıya soksa da hep destek oldu. İşte bu kişi bugün çok içten bir şekilde bana sponsorum olmayı teklif etti.

Telefonda konuşmayı hiç sevememe rağmen bugun onunla telefonda 10 dakika yazacağım kitabımın hayalini kurduk. Ne güzel insanın hayallerini böylesine içten paylaşan bir ablasının olması. Uzun uzadıya detaylıca hayal kurduktan sonra sordu bana:”Bugün ne yazacaksın?” Güldüm ve onu kandırdım :)

Bugün seni yazıyorum canım ablacığım. (Bak gerçekten sponsorum ol diye değil :)) Ne zamandır aklımda seni yazmak ama kısmet bugüneymiş.

Küçük bir kızken hep seni örnek aldım. Senin yaptığın her şey doğruydu. Senin gibi olmak istedim; sana özendim. Seni erkek ve kız arkadaşlarından hep kıskandım. Benimle daha çok vakit geçir istedim, çünkü senin olduğun ortamda hep neşe vardı. Hep sen vardın. Senin olduğun yeri dolduran bir havan vardır çünkü, sen gittiğinde biz kalan zavallılar nefes alamayız ki.

5 yıl senden uzakta nasıl geçti bilmiyorum. Ama gitmen lazımdı. Bizi senden mahrum bırakman lazımdı kendini bulmak için. Sonra geri döndün. Dönmeyi gerçekten istemiş olmalıydın. Kalabalığımızı özlemiş olmalıydın. Bizim  seni nasıl özlediğimizi, sen gittikten sonra sessiz ve tatsız ve tuzsuz olduğumuzu anlatmama gerek yok sanıyorum. Seni özlediğimiz için her fırsatta geldik yanına, misafir muamelesi yaptın bize. Evinin temiz olup olmadığı ya da yemeğinin olup olmadığı bizi hiç ilgilendirmedi ki. Biz SANA geliyorduk. Sensiz nefesimizi daha ne kadar tutabilirdik ki Ankara’da?

Sen yoktun, bir gece o kadar üzüntülü uyudum ki. Ben şimdi ne yapacağım, nasıl becereceğim diye ağlamaklı. Gözümü açtığımda karşımdaydın. Duası kabul edilmiş mazlum misali kutsanmıştım. Meleğim benim, sana ihtiyacım olduğunda hep gelip düştüğüm yerden kaldırdın beni.

Senin üzgün olduğun zamanların ise bir kısmını biliyorum ben. Çok azını anlattın. Yüzün hep bir şeylerin ipucunu verir ama gerisini söylemez. Sırrı sende saklıdır. Bazı şeyleri kimse bilmez senden gayri. Bilebildiğim hüznünde yanında olmaya çalışmışımdır. Belki o zamanlarda sen benim kardeşim olmuşsundur, ben de senin ablan.
Şimdi ne güzel her gün seni görüyorum. Her gün bayram bana. Her gün deriin derin soluyorum havanı. Harala gürele hayatımızda oturup şöyle cidden ve içten konuşacak vaktimiz olmuyor. Ama sen blogu okuyorsun ya, o da sohbetten sayılır değil mi? Yine anlatan ben, dinleyen sen olsan da...
Öyle değil mi a benim kıvırcık boncuğum?










Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu