23 Nisan 2015 Perşembe

Turuncu Kıyafetli Kız

23 Nisan deyince aklıma 8 ya da 9 yaşında katıldığım bir tören geliyor. O zamanlar Kırıkkale’de yaşıyorduk. Küçük, kapalı bir çevre içinde bize, aileme benzer ailelerle mutlu mesut, ölümlerden hastalıklardan uzak bir hayatımız vardı. O zaman çevremdeki herkes gençti; annemler gençti, annemlerin arkadaşları gençti. Ben de lojmanın bahçesinde oynayan, yolun karşısındaki büfeden gazoz alan bir çocuktum.

Sokakta oynayan çok fazla çocuk vardı. Herkes birbirini tanırdı. Ebeveynlerimiz iş yerinde birlikte çalışır, lojmanda misafirliğe gider, tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de yazın kampta birlikte tatil yaparlardı. Şimdiki iş arkadaşlarımda böyle bir hayat yaşadığımı hayal bile edemiyorum. Bazı iş arkadaşlarımla kavga gürültü birbirimize girmiş olurduk herhalde. Ama anne ve babamların iş dostluğu bambaşkaydı. İdealist, savaş görmüş, yokluk görmüş çocuklar, ülkeleri için canlarını dişlerine takarak şevkle çalışılardı. Particilik, torpil ve suistimal yoktu. İşte iş için tartışılır ama akşam evlere çay içmeye gidilirdi. Biz çocuklar ise aramızda oynardık. Annemizin bir bakışından korkan, misafirlikte uslu oturan çocuklardık.

Salonda duran büfemizin üzerinde annemin bebekleri vardı, hoş hala aynı yerdedirler. Annemin bebekleriydi, evet. Benim değillerdi, ablamların da olmamışlardı. Çocukluğunu yaşayamamış, 3 kardeşinin sorumluluğunu da üstüne almış annemin bebekleriydi onlar. Sert mizaçlı dedeme karşı annesini koruduğu yetmezmiş gibi kardeşlerini de kollayan annemin bebekleri. Çocukken hiç oynayamadığı, hayalini bile kuramadığı bebekler. Bizim oynamamızın yasak olduğu bebekler.

Çocukluğum o bebeklerle oynamayarak geçti. Sokağa çok çıkmazdım. Annem pek hoşlanmazdı sokağa çıkmamdan. Zaten çıksam da çocuk oyunlarında çok da başarılı değildim. Lastiği diz seviyesinden yukarıda atlayamaz, saklambaçta hep ebe olurdum. Hızlı da koşamazdım. Yakan topta nedense hep ben yanardım. Tüm bunlara rağmen mutsuz değildim. Derslerde keman çalan bir ilkokul öğretmenim vardı. Şimdi düşündükçe anlıyorum adamcağızın gönlünün muradı müzisyen olmaktı. Kim bilir kendini ne kadar zorlayarak yapıyordu öğretmenliği. İşte keman çalan öğretmenimin sınıfında biz onun müziği eşliğinde dans ederdik. 4 yıl boyunca dans ettik. Arada da hayat bilgisi, toplama, çıkarma falan öğrendiğimiz olmuştur.

Kemani öğretmenimin sınıfındayken bir 23 Nisan gösterisine katıldım. Gösteri yaptığım tek 23 Nisan oldu. Ne yaptığımızı ve hareketleri hatırlamıyorum ama ne giydiğim aklımda. Beyaz gömlek üzerine turuncu askılı bir jile. Jilenin sağ askısında bir çilek. Ayaklarımda dizlerime uzanan sakız beyazı çoraplar. Başımda bembeyaz bir kurdele. Bu şekilde bir fotoğrafım çekilmiş. Gözüme güneş gelmiş biraz kısık bakmışım. Gösteriye çıkacağı için heyecanlı, bir o kadar da korkak bir ifadem var. O zaman henüz “çirkin” sıfatı yakıştırılmamış ellerim, eteğin bir yanından tutuyor. Buruşturur gibi, çekingenliğimi gösterir gibi.

23 Nisan deyince aklıma turuncu kıyafetim ve o kıyafetimle çektirdiğim fotoğrafım gelir. Biraz çekingen ve utangaç haliyle elbisesinin kenarını bükmüş küçük elli kız. Şimdi bu satırları yazan büyük kadın, o küçük kızla yan yana gelseydi yine bir 23 Nisan’da...Turuncu kıyafetli küçük kız ne derdi ona acaba?





Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu