28 Nisan 2015 Salı

Yolun başı

Fotoğraf: El yazısı ile yazılmış Yolun Başı kelimeleri,
28 Nisan tarihi atılmış ve bir yol simgesi çizilmiş
23 Nisan’daki turuncu kıyafetli kız yazımı yazarken devamını da yazmam gerektiğini düşünmüştüm. Araya Pazartesi girdi. Mevsimi gelmeden çiçek açmazmış, Ankara’ya taşınma hikâyemizin de zamanı bugünmüş.

Kırıkkale’de geçen rahat ve kolay (ecnebiler buna eaaazyyyyy derlerdi konuyu bilselerdi) yıllardan sonra babamın tayini Ankara’ya çıktı. İlkokul 4ü bitirmiştim. Daha önce de yazdığım gibi dans ederek. Kemani öğretmenim sağ olsun, bir gün bile sınav ve ödev stresine girmeden geçirdim o yılları.
Kırıkkale’den Ankara’ya geldiğimiz günü dün gibi hatırlıyorum. Okulun açılmasına az bir zaman kalmıştı, annemler henüz kaydımı yaptırmamışlardı. Bir kolej ya da devlet okulu arasında tercih yapacaktık. Ben koleji istiyordum. Adı üzerinde kolejdi; havalıydı, Kırıkkale’de olmayan bir okuldu, hiç görmediğim bir okuldu.

 Kırıkkale’deyken çok özendiğim, annesi ve babası ODTÜ mezunu olan arkadaşım da Ankara’da bir koleje gidiyordu. O arkadaşımın her şeyine özendiğim gibi tabi ki okuluna da özeniyordum. 1980li yılların Kırıkkale’sinde evlerinde yurtdışından gelmiş bir sürü ıvır zıvır, isimlendiremediğim pek çok eşya vardı. Lego ve memory oyununu ilk onların evinde gördüm. Onlara gitmeyi çok severdim;  evleri sanki başka bir dünyaydı. Tekerlekli servis masası üzerinde çeşit çeşit içkileri vardı, duvarlarında ise Fransızca Art Nouveau posterleri.  Arkadaşımın annesi araba kullanırdı. Kırıkkale’nin tek kadın şoförüydü sanırım. Benim de tanıdığım araba kullanan ilk kadındı. İlk cırt cırtlı spor ayakkabıyı onun ayağında gördüm. Üç yıl sonra babam Almanya’ya gittiğinde hemen cırt cırtlı ayakkabı siparişi vermiştim. Ve o koleje gidiyordu. Ve ben de ona özeniyordum. Bu kadar basitti.

O zamanki dileğim gerçekleşmedi. Yeni evimizdeki komşularımızdan biri devlet okulunda çok iyi bir öğretmen olduğundan bahsetmiş annemlere. Annemler de devlet okuluna karar vermişlerdi. Biraz bozulmuştum açıkçası ama çok da ısrarcı olamadım.

Nihayet okulun açılacağı gün gelip çattı. Annemle okula gittik. Tekne kazıntısı olduğum için annemin anneannem sanıldığı çok olmuştur. O gün de annemle okula giderken içimden anneannesiyle gelmiş dememeleri için dua ediyordum. Sınıfça sıralardaki yerlerimizi aldık. Annem de heyecanlıydı. Sınıfın dışında beni bekliyordu. Öğretmenim beni sınıfla tanıştırdı. Çok ama çok heyecanlıydım; bir o kadar da utangaç. Sonuçta Ankara’ya göre küçük bir ilçeden gelmiştim, görüp bilmediğim şeyleri başkalarının görüp bilmesini istemiyordum. Öğretmenim tahtaya zor bir çarpma işlemi yazdı. Ben de tüm sınıfın önünde tahtaya kalktım ve işlemi yaptım. Sınıftan itirazlar yükseldi, hata var diyorlardı. Kendimden beklemediğim bir sakinlikle “Hayır, doğru yaptım” dedim. Evet, doğru yapmıştım. Sınıf sustu, öğretmenim beni tebrik etti. Teneffüs zili çaldı. Öğretmenim dışarıdaki anneme bir şeyler söyledi ve annem gitti. Ben de kemani öğretmenime duacıydım, bana çarpma işlemini notalarla öğrettiği için.

Eee gerisi de yarına kalsın hikâyemin… Başladığım işi bitirmeyi severim ama bu uzun bir hikaye…Azıcık soluklanmak lazım yolun geri kalanı için.
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu