1 Mayıs 2015 Cuma

Yolda

Okulda dersler ile ilgili sorun yoktu. Şansıma çok hırslı, idealist ve gerçekten işinde iyi bir öğretmenin sınıfına düşmüştüm. Öğretmenimiz işini o kadar ciddiye alıyordu ki, okul saatleri dışında ek ders yaparak ilkokul 4. sınıfı da tekrar ettiriyordu. Bunun için bizden ya da devletten para almıyordu. O da işini aşkla yaptığından, Anadolu Lisesi sınavlarına hazırladığı öğrencileri için yaptığı fedakarlığın hesabını tutmuyordu.

Dediğim sınava hazırlanmak için dershaneye de gitmem gerekiyordu. Taşınma telaşından dershaneye de geç kayıt yaptırmıştık. Hafta sonu sınıfları dolmuştu, anca hafta içi sınıflarına girebilmiştim. Dershanede girdiğim ilk deneme sınavında iyi bir not aldığım için beni hafta sonu sınıfına geçirdiler. Önemsenmek hoşuma gidiyordu. Bunun için çalışıyordum. Başarılı oldukça daha da fazla önemseniyordum. Övgüler duyuyordum. Daha fazla övgü için daha çok çalışıyordum. Okul, dershane ve özel ders dışında yaptığım tek şey ders çalışmaktı.


10 yaşında kasabadan şehre gelmiş bir çocuk için kendi kimliğini oluşturmanın bir yoluydu belki başarılı olmak. O zaman başarılı olabileceğim bir konu vardı önümde, o da Anadolu Lisesi sınavıydı. Tabi sonrasında özel liseler sınavı da vardı, ama asıl kendimi göstereceğim yer ilk sınavdı. Yani öğretmenlerim öyle diyorlardı. Ben ise önüme gelen sınava girip duruyordum.

Bu arada sınıfımdan arkadaşlarım da olmaya başlamıştı. Hiç korktuğum gibi değildi, sınıf arkadaşlarım beni aralarına almışlardı. En iyi arkadaşım M idi, ne iyi ki  M o zamandan başlayarak hep yanımda oldu. En iyi arkadaşlarımdan oldu. Şimdi çocuklarımız neredeyse bizim tanıştığımız yaşlara geliyor. M, en uzun hayat şahidim benim. Onu uzun uzadıya anlatmam lazım. O ayrıdır, apayrıdır. Günü geldiğinde sadece ona özel yazısıyla burada yerini alacaktır.

İlkokul 5. sınıfta çok şey öğrendim. Bunların içinde dersler de vardı tabi ki ama en önemli şey kendi
potansiyelimin farkına varmamdı. Bir yıl öncesine kadar 900 nin ne anlama geldiğini bilmeyen ben, o sınıfta en zor geometri problemlerini çözüyordum. Belki o zamanki başarım iyi, belki de kötü olmuştur, çünkü ilkokul 5 miladından sonra kendimden beklentim çok yükseldi. Hayatımın ilerleyen dönemlerinde bu yüksek beklentimin yüksek hayal kırıklıklarına yol açtığı da çok oldu.

Benim ilkokulun son sınıfında olduğum zamanlarda 3 tane büyük sınav vardı. Birincisi Devlet Parasız yatılı sınavı, ikincisi Anadolu Lisesi sınavı ve üçüncüsü ise Özel Okullar sınavıydı. İlk sınavım çok iyi geçti, Ankara 1. si olduğu söylendi bana. Şaşırdım ama o okullara gitmeyeceğim için sonucu daha da fazla takip etmedik. Meğerse okula gitmesem de para olarak burs alma hakkım varmış. Bunu öğrendiğimizde anne ve babam bu bursu zaten almamalıydın, daha fazla ihtiyacı olanlar almalı demişlerdi. Bu zihniyette olan ebeveynlerimin olması bana hep örnek oldu. Ben de hep açıkgözlü ve bencil olmak yerine vicdanlı olmayı tercih ettim.

Anadolu Lisesi sınavına sıra geldi. artık enerjimin son noktasındaydım. Tüm odağım bu sınav üzerineydi. Sınav bittiğinde artık benim de gözüm açılmıştı; sokakta oynamak, TV seyretmek ya da sadece aylak aylak yatmak istiyordum.

Bu haleti ruhiye içinde Özel Okullar sınavına girdim. Bir şeyler yaptım ama önceki iki sınavdaki performasımı göstermedim.

Anadolu Lisesi sınavı sonuçları geldiğinde çok sevindim. Çok sevindik. Derece yapmıştım yine, istediğim okuldaydım, ama bu olay ailem tarafından dışarıya çok da duyurulmadı. Şenlik düzenlemeden alçak gönüllü bir şekilde aferin aldım ailemden. Şimdi düşünüyorum da oğlumun yaptığı en basit şeyi bile çılgınca kutlarken ve överken, benim o zamanki başarım pek de şaşaalı bir şekilde kutlanmadı. Şu anda kutlama konusuna takık olmamın sebebi belki de budur, şimdi yazarken fark ediyorum :)

Özel okullar sınavı sonucu da geldi, derece yapmamıştım :) Ankara’nın en yüksek puanlı kolejini kazanmıştım. İstanbul Robert Koleji’nin ise yedek sırasındaydım. Hali hazırda Ankara’da, ailemin yanında yaşayarak okuyabileceğim okula zaten girmiş olduğumdan, bizimkiler Robert Koleji işini de çok kovalamadılar. Annem sonra bana “Erkek olsaydın, seni o okula sokmak için uğraşabilirdik” demişti. Kendisi Kimya Mühendisi olan annemin böyle bir ayrımcılık yapmış olması hala içimi o zamanki kadar acıtır. Annem o kolej için uğraşmış olsa da her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu biliyorum. Benim takıldığım yer “keşke oraya gitseydim” değil. Benim takıldığım yer annemin bu sözü neden söylediğini hala anlayamamış olmam. Şu anda kadın-erkek eşitliği konusuna takık olmamın sebebi belki de budur, şimdi yazarken fark ediyorum. :)


Bu yazı geç geldi ama yanında çok önemli üç farkındalık da getirdi. Fark edip, bildikçe yolu ve yolculuğu daha keyifli yaşıyor insan. Geçmişinde unuttuğunu zannettiği minik detayların bugünün önemli parçaları haline gelişini görüyor. Hayat daha bir anlamlı oluyor sanki. Puzzle’ın kaybolduğunu zannettiğin minik parçalarını bulmak gibi. Resmi tamamlamaya yaklaşmak gibi...
El yazısı ile "Yolda" kelimesi yazılmış, etrafına puzzle parçaları çizilerek çerçeve içine alınmış. 1 Mayıs 2015

Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu