22 Haziran 2015 Pazartesi

Dudak

El yazısı ile Dudak yazılmış ve bir dudak şekli çizilmiş.
22.6.2015
Sizlere bu satırları bir cafeden yazıyorum. Hava çok güzel, bir kaç saat önce bardaktan boşanırcasına yağmur yağmış olmasına rağmen. Yazılacak konuların listesini yaptım. Sonra içimden şu anı yazmak geldi. Rüzgar tatlı tatlı yüzüme dokunurken kendimle baş başa olduğum mutlu “şimdimi” yazmak istedim.

Oksijen çok gerekli bir şey insana tüm gün kapalı ortamlarda oturduktan sonra açık hava iyi geliyor. Oksijen beyni açıyor sanki, kan daha rahat ilerliyor. İnsan açık havada kendine geliyor.

Etrafıma bakıyorum şimdi, kesinlikle yazmaya değer bir şey çıkacağına eminim. İnsan görmeye niyet edince ne detaylar çıkıyor karşısına. Bunu çok iyi biliyorum.

Çapraz masamda üç genç kız görüyorum. Benim onları yazdığımdan habersiz oturmuşlar bir şey yiyorlar. Rüzgar biraz kuvvetleniyor, hafif üşütüyor bu arada. Ama dediğim gibi ben iyiyim; açık hava iyi geliyor bana.

Tekrar kızlara dönelim. İşitme kaybım sebebiyle farkında olmadan ve özel bir çaba göstermeden dudak okumayı öğrendim. Bana söylenenleri daha iyi anlamada oldukça işime yarıyor. Bir de böyle yabancıların yanında olmasam da onlara bakarak konuşmalarını biraz olsun anlamama... Üç kız uzak bir masada otursalar da süper görüşlü gözlerim dudaklarını görüyor ve konuştukları konu hakkında az da olsa fikrim oluyor. Okuduğum bana yetiyor, tamamlamak ise hayal gücüme ve kafamdaki hikayelere kalıyor.

Kızları biraz anlatmam gerekirse en fazla 22-23 yaşlarındalar. Muhtemelen üniversite öğrencileri. Güzeller fakat “Ben güzelim bana bakın, bana bana bakın” diyen güzellerden değiller. Güzellikleri benim gibi gözlemci yabancılar dikkat ettiklerinde anlaşılıyor. Zaten böylesi de daha iyi değil mi?

Bünyelerine büyük gelen yemekler sipariş etmişler. İnce ve zarif görünümlüler. Şimdi güneş gözlüğümü takıp dudaklarına bakacağım. Güneş gözlüğünün ardına saklamazsam gözlerimi garip kaçabilir kızları sürekli seyretmem. Yanlış anlaşılmak istemem. Evet gözetliyorum ama ulvi bir amacım var. Onlar hakkında bir hikaye yazmak. Kötü bir şey değil yani. Tamam ajanlık yapıyorum ama blogun hayrına. Hem belki bilseler hoşlarına bile giderdi onların hakkında bir şeyler yazılıyor olması. Ben olsaydım benim hoşuma giderdi. Sizin gitmez miydi?

Kızlardan kızıl saçlı ve renkli gözlü olanı sanki diğerlerinden biraz daha mutlu. Ama önce uzun düz saçlı olanı dinliyor, kıvırcık saçlı arkadaşıyla beraber. (Bu arada ben de garsonun dikkatini çekmiş olmalıyım, sürekli bir bahane üretip yanıma geliyor. Yok yazdıklarımı göstermeyeceğim sana sevgili garson kardeşim) uzun saçlı kızın canı biraz sıkkın gibi. İçimden bak canın sıkılmasın demek geçiyor. Ne güzel kendi anlatacakları olsa da seni dinleyen iki arkadaşın var. Kızıl saçlı biraz sabırsız gibi, uzun saçlı bitirse de anlatacaklarını sıra kendisine gelse. Hoşlandığı çocuktan gelen mesajdan bahsedecek...
Kıvırcık saçlı kız ise karnını doyurmakla meşgul. Bir yandan dinliyor bir yandan yemeğini yiyor. Uzun saçlıya pek tepki vermiyor. İçten içe onun anlattığı konuda uzun saçlıyı haklı görmediği aşikar. Şimdi gidip uzun saçlı kıza bunu desem kafama tabağını mı, bardağını mı atar acaba? Neyse.

Evet, evet dediklerinin birazını okumayı başardım. “Ali Galip geldi” dedi. Sonra ortama başka kız da gelmiş. Bunu dediği anda kıvırcık saçlı, kızıla dönerek “Evet” diyor “Bunu daha önce de yapmıştı.”

Yani ben de Ali Galip’e kızmıyor değilim. İnsan özellikle eski kız arkadaşının olduğu ortama yeni kız arkadaşını getirir mi? İçten içe yargılıyorum, kısaca Galip’i...

Ben bunlarla haşır neşirken yan masaya üç kişi gelip oturuyor. Ve muhtemelen hızlıca yazı yazıp kendi kendine gülümseyen şahsımın ne yaptığımı anlamış değiller.

Hah şimdi uzun saçlı kız cep telefonundan ona en son gelen mesajı kızlara bir delil mahiyetinde gösteriyor. Kızlar da kararını vermiş jüri misali başlarını sallıyorlar.  

Derken rüzgar hızını artırıyor. Biraz da üşüyorum. Ayrıca eve gitmem lazım. Ama gözlerimi kızlardan alamıyorum. Sonunda sıra kızıla geliyor neşeyle anlatıyor. Hoşlandığı çocuktan mesaj geldiği için oldukça mutlu. Üzerinde aşık olmuş kadının enerjisi var. Yani yüzü ışıldıyor. Gözleri gülüyor resmen...

Üşüdüm ya...Neyse artık gerçekten burada oturamayacağım. Kızlara son bir bakış atıp “Ali Galip de adam değilmiş, boşver sen onu diyorum.” Sonra da kızıl saçlıya dönerek bu anlarının tadını çıkarmasını nasihat ediyorum. İçimden.


Hoşça kalın kızlar, sohbetinize misafir olmak güzeldi. Her anınızın değerini bilin. Ben sizin yaşınızdayken dudak okumak zorunda değildim. Dudak okumak zorunda olmamanın tadını çıkarın. Dudak okumanın tadı ise bana kalsın...
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu