23 Haziran 2015 Salı

ÖğrenciNin maceraları

Devamlılık konusunda kendimi geliştirmede bloga düzenli yazı yazmam çok etkili oldu. Yazı yazmaya başladıktan ve bunu devam ettirebildiğimi gördükten sonra hayatımı gözden geçirdim. Yarım kalan işlerimin beni nasıl da rahatsız ettiğini gördüm. Bitirilmemiş işlerimin en önemlisi 8 yıl önce bıraktığım, daha doğrusu atıldığım master programıydı. Büyük hevesle başladığım yöneticiler için işletme masterindan daha ilk dönemde atılmıştım. Üç dersin ikisinden geçtiğim halde genel not ortalamam istenenin altında olduğu için üniversite ile ilişiğim kesildi.

Dersler 18:30’da başlıyordu ve o zamanlar hamileliğimin ilk aylarıydı. 21:30a kadar süren derslerde çoğu zaman uyukluyordum. Bu sebepten sınavlarda çok başarılı olamadım. Ayrıca sınıfın çan eğrisi de çok yüksekti. 10 yıldır matematik ve fizik tarzı dersler görmediğim için bazı sorulara gerçekten kafam basmıyordu. Hayatımda ilk defa bir dersten kaldım ve master programından atıldım.

Yukarıdaki paragraf, master hikayemi anlatırken kullandığım bir şablon oldu yıllar yılı. O paragrafta ne kadar çok bahane var dikkat ettiniz mi? Hamilelik, sınıfın çok başarılı oluşu ve sanat ağırlıklı aldığım eğitimden dolayı benim analitik düşünceye uzak kalışım. 8 yıldır kendimi de ikna etmek için bu bahaneleri yüksek sesle tekrar ettim durdum.

Yazmaya başladıktan sonra bahanelerimin farkına vardım. Masteri bitirmemiş olmanın beni ne kadar rahatsız ettiğinin farkına vardım. Aslında hakkını vererek çalışmadığım için masteri bitiremediğimin farkına vardım.  En sonunda yarım kalmış bu işimi bitirmem gerektiğinin farkına vardım.

Geçen 8 senede üniversitelerden atılanlar için birden fazla defa af çıktı. Her afta okula geri dönmemek için türlü türlü bahaneler buldum. Bahanelerimi yine yüksek sesle kendime ve başkalarına tekrar ettim. Bahanelerime inanmayı tercih ettim.
Sonunda bu yıl “Neden okula geri dönmüyorum?” sorusunu kendime sorabildim. Üniversitemin internet sitesinden bir araştırma yapayım dedim. Araştırma yaparken üniversitedeki öğrenci numaramı aniden hatırlayıverdim. Bunu olumlu bir işaret olarak görüp hemen online başvurumu yaptım. Ertesi gün başvurumun kabul edildiği e-maili geldi. Masterim ile aramda sadece TOEFL muadili olan İngilizce Yeterlilik Sınavı kalmıştı. Sınav ise başvurumdan bir ay sonraydı.

O bir ay çok çabuk geçti. Kendime güvenimden midir, işte İngilizcemi sürekli kullandığımdan mıdır nedendir bilmem sınava hiç çalışmadım. Sınav iki saatlik iki ayrı oturumdan oluşuyormuş, onu da sınavdan bir gün önce bakıp öğrendim. Ayrıca sınavın yarısı dinleme ve buna bağlı sorulardan oluşuyormuş. Aynı sınava 2007’de girdiğim halde tüm bu detayları beynimden silmişim. Sınavla ilgili detayları öğrenince başta duyamayıp, dinleme kısmında başarılı olamayacağım diye korktum. Sonra gözetmene durumumdan bahsederek uygun bir yere oturmayı istemek geldi aklıma.

Sınav zamanı geldi çattı. Birazdan daha fazla heyecanlı olarak salona sınav saatinden kırkbeş dakika önce gittim. İngilizceme güveniyordum fakat kulaklarıma güvenemiyordum. Gözetmene durumumu anlattım. Dinleme bölümünün okunacağı ses kaynağına yakın oturttu beni. Bir yandan da gözetmene acıdım, çünkü tüm oturma sırasını değiştirmeyi başardım. Oturma sırasına göre farklı soru kitapçıkları dağıtılacağından biraz karmaşa  oldu. Neyse ki gözetmen son derece duyarlı ve akıllı biri çıktı. Onbeş dakika içinde konuyu çözdü ve herkesi yerli yerine oturttu. Gözetmene zahmet oldu diye düşündüğümü fark ettim. Biraz üzüldüm zahmet verdiğim için. Sonra saçmaladığım dank etti kafama. Başka türlü bir engelim olsaydı saklamayı düşünür müydüm ki? Kendime kızdım yine; hiç tanımadığım gözetmeni kendimden daha fazla düşündüğümden dolayı. 38 yıldır öyle alışmışım ki bu tip düşünceye...Otomatiğe bağlamışım resmen.

Duyamama endişesine zahmet verme meselesini de yamayıp döndüm yine gamlı baykuşa. Yoktan yere başladım sınav öncesi kendimi yemeye...Tüm bunları ölçüp biçerken sınav saati geldi çattı. Teybin play tuşuna basıldı. Ses düzeyini kontrol etmek için örnek soru okundu. Ben de işitme cihazımın programını ses göre ayarladım. Yani ayarladığımı zannettim. Kalp atışlarım artmaya başladı. Heyecan beni sardı tabi hemen. Çınlamam da kambersiz düğün olmaz misali geldi oturdu heyecanımın yanına. Ben, hızlanan kalp atışlarım, çınlamam ve endişelerim hep birlikte başladık sınava. Kafam bunlarla doluyken ilk sorulara konsantre olmam biraz zor oldu. Bir de işitme cihazımın programlarını değiştirip dinleyeyim derken dikkatim iyice dağıldı. İşitme cihazı program değiştirilirken kulağa “bip bip” diye ses verir. Akıllı ben, bu programları soru okunduğu zaman değiştirdiğim için İngilizce metinlerin bazı yerlerine “bip bip bip” şeklinde sansürü bizzat kendim uyguladım.

Beş on soru sonunda sınava uyum sağladım. Sonrasında duyup anlayabildiğim kadarıyla yaptım soruları. Böylece sınavın ilk seansı bitti.

İkinci yarıda daha rahattım, not alma kısmında dinleyip alabildiğim notlarla cevapladım soruları. Kompozisyon kısmına blog edasıyla yaklaşıp biraz edebiyat yapmış olabilirim. Ama yazarken çok eğlendim, bariz keyif aldım sınavdan.

Tüm günlük maratondan sağ salim çıktım. Bir hafta sonra sonuçlar açıklandı ve gerekli olan notun üzerinde alarak üniversiteme ve masterıma geri dönmeye hak kazandım. :)

Dönüyorum da, biliyorum aslında her şey yeni başlıyor. Bakalım alacağım derslerden ve gireceğim sınavlardan hangi evlere şenlik yazılar çıkaracağım... Öğrenci N'nin maceralarına giriş dersi nasıl geçecek?






Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu