2 Temmuz 2015 Perşembe

Garson Kenan

-Kenan yavrum bugün işe gitmesen can parçam.
-Anam neden öyle diyorsun? Otel dolu, bir sürü yazar çizer falan geldi. Gitmezsem işler aksar anam.
-Komşu gastede okumuş o adam deli deli şeyler söylemiş, Müslümanlığa küfretmiş tövbe tövbe.
-Yok be annem, bizim Ahmet orada görevliymiş kendi dinlemiş onu. Hiç öyle bir şey dememiş. Uzun uzun konuşmuş tarih marih bir şeyler anlatmış.
-Eh ne yapayım sen bilirsin. Gömleğini ütüledim kapının arkasında dikkatli ol kurban olam...

Ya anam da bi garip çok vesveseli. Ne olacak işe gidip geleceğim işte. Hem bu müşteriler iyi, bir sürü bahşiş bırakıyorlar. Uzun uzun oturup anlamadığım şeylerden konuşuyorlar ama bize iyi davranıyorlar. Hem zaten şenlik bitince kimse de kalmaz. Şu iki günde ne kadar çalışsam kar.

Otele gidince bizim katip Ahmet’i gördüm. Dedi ki otelin dışındaki kaldırım çalışması etrafı çok tozuttu bir su serp de gel. Hava da sıcak ya. Otel bu kadar kalabalık olmasaydı Cuma’ya da giderdim, neyse inşallah haftaya.

Dışarısı bir garipti sanki otelden çıktığımı görünce karşıdaki adamlar gözlerini dikip baktılar. Kim ki bunlar? Buranın esnafından da değiller.

Kahvaltıyı falan topladık da sonra bir hareketlenme başladı otelde. Erkenden çıkan müşterilerin de programı iptal edilmiş gerisin geri otele geldiler. Biraz endişeli gibiler, tehdit mi ne gelmiş. Polisler de otele gidin orada güvende olursunuz demişler.

Bir de sabahtan gelen halk oyuncu gençler çıktı başımıza. Küçücük lobi iğne atsan yere düşmeyecek. Lise öğrencileriymiş,  içlerinde bir kız var fena güzel. Şöyle bir göz göze geldik. Kıpkırmızı oldum. Yaşı küçük ama böyle gözleri büyük gibi bakıyordu. Neyse, ben işime bakayım.

Ezan okundu, iki dakika bir dinleneyim. Rahmetli babama da dua edeyim. Müezzin pek bir güzel okudu bugün. İçlendim birden bire. Nedense kafam dağınık biraz. İş çok, bir de şu kızın gözleri içimi yaktı ne yalan söyleyeyim.

Dışarıdan bir uğultu geliyor, bir sürü insan otele doğru koşuyor! Polis barikat kurmuş iyi bari, bir tatsızlık olmasa. Neden toplanıyorlar ki? Yoksa anamın dediği şey mi? Bu kadar insan var burada polis asker korur herhalde bizi. Müşteriler de korkmuş gibi sakinleştirmemiz lazım. Sivas’ımıza misafir gelmişler...Hizmette kusur etmemek lazım.

Aman Allah’ım kalabalık otelin önüne yığıldı. Hani polis önlerini kesmişti? Allah’ım yardım et sen... telaşımı göstermeden misafirlere yardım etmem lazım. Allah’ım kapalı kaldık burada dışarı çıksam parçalayacaklar beni. Birileri barikat yapıyor cam önlerine...İşe yarar mı? Misafirler pek bir okumuş barikat yapıyorlarsa biliyorlardır, ben en iyisi yardım edeyim onlara...Üst katlara da bir bakayım.

Merdiven boşluğu dolu herkes merdivenlerde. En üste çıkmam zor oldu. Dışardan polis sakin olun kurtaracağız diyor. Burada  itfaiye arabası vardı, kaldırım çalışmasının oradaydı sabah görmüştüm. Şimdi o da yok. İtfayenin uzun bir merdiveni olurdu ah şu cama dayasalardı. Kapalı kaldık burada...

O da ne? Bu koku ve duman ne? Elektrik de kesildi, göz gözü görmüyor. Aşağı inmem lazım. Nasıl kaçacağım? Genzim yanıyor, camlar nerede ki? Hava alsam? Kendimi aşağı atsam? Peki o ya liseli kız? Korkmuştur şimdi...ne biçim koku bu böyle?
............................................................

Yakıyorlar bizi...Anaam anam anam...Anam diri diri yakıyorlar bizi...ne yaptık ki biz? Ölüyom, ölüyom ölüyom anaaam. Yandıım ben anam. Yandım anam, yakıldım anam...

Not: Bu yazıda ismi geçen Kenan Yılmaz, diğer 34 kişi ile birlikte 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Madımak Oteli’nde yakılarak öldürüldü. Kendisi hakkında “otel görevlisi” olması dışında bir bilgi bulamadım. Eğer sevdikleri ya da yakınları bu yazımı okurlarsa, kendilerinden af diliyorum. Adı dışındaki tüm hikaye benim hayal ürünümdür. Yaşanılan vahşet son derece gerçek olsa da...

Olayda hayatını kaybedenlere ve yakınlarına saygılarımla.
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu