16 Eylül 2015 Çarşamba

O zaman dans!

Müzik dinlemeyi çok sevdiğimden bahsetmiştim. Gezmek ve müzik dinlemek kadar çok sevdiğim diğer şey ise dans etmektir. Uzun saçlı dişlek küçük bir kızken tam anlamıyla kapı gıcırtısında oynardım. Ritm duyduğum anda başladım göbek atmaya. Rahmetli eniştem Arap kökenliydi, o Mısır’dan gelmiş plakları çalardı, ben de oynardım. Değişik bir şekilde ıslık çalardı; ben yine oynardım. Yılbaşında TRT’de dansöz çıkardı, ben onunla yarışıp yine oynardım. Hatta annem ve ablalarım derler ki bebekken “Nay nini naynay ninay da nay” dediklerinde ben ileri geri, sağa sola dönüp popomu sallarmışım. 
16.9.2015 El yazısıyla O zaman dans yazılı 
defter sayfası

Biraz büyüyünce gittiğim doğum günü partilerinde dans ettim. Daha da büyüyünce gece dışarı çıkıp dans ettim. Üniversitede dans tiyatrosu topluluğuna girdim, ama içimden geldiği gibi dans edemedim. Koreografi denen bir şey vardı ve ben onu hiç sevmiyordum. Neden uyacaktım ki sıralı hareketlere? Sanırım diğer dansçılarla koordineli hareket etmek içindi. :) Neyse işte sevmedim kendisini, araya başka şeyler de girdi, devam etmedim.

İşitme kaybım başlayınca müziğe biraz uzak kaldım. Tabi ki ritme de...ve dansa da. Sonra etmeye etmeye uzaklaştım danstan. Onu sevdiğimi ve dans ettiğim günleri hatırladım da bir türlü tekrar yapamadım.

Üç yıl önce işitme cihazımı değiştirdim. İki kulağımda da kayıp olduğu için çift cihaz kullanmaya başladım. Cihazın bluetooth özelliği ve bir aksesuarı sayesinde cep telefonumdan müzik dinleyebileceğimi öğrendim. Cihazın bu özelliğine çok da güvenmeden bir deneyeyim dedim. Cihaz aradaki mikrofona benzeyen aksesuarına bağlandı. Aksesuar da cep telefonuma.

Bu şekilde ilk olarak Ravel’in Bolero’sunu dinledim. Gözlerimi kapadım, eskiden duyduğum ve bildiğim tüm notaları hissetmeye çalıştım. Tüm dikkatimi müziğe verdim. Tüm beynimle dinledim. Evet, tekrar müzik ile tanıştım. İlk dinlemede o kadar duygulandım ki gözlerim doldu. Tam olarak eskisi gibi değildi, çünkü işitme algım eskisi gibi değildi. Yine de tam olarak beynimde ve yüreğimde hissettim müziği. Yıllar sonra tekrar.

Israrla dinlemeye devam ettim. Beynimi tekrar eğitmek için. Kulak verdiğimde hangi şarkının çaldığını anında anlamak için. Güncel şarkıları takip etmeye çalıştım. Arada on yıla yakın bir zaman kaybetmiştim. Dağarcığıma yeni şarkıcılar ve yeni şarkılar kattım. Şarkı dinleye dinleye başka işler yapmaya başladım. Normalde sıkıcı olan işler müzikle daha keyifli hale geliyordu. Ayrıca yürürken tempolu şarkılar hızımı da artırıyordu.

Bir gün ütü yaparken cep telefonumdan müzik dinleyeyim dedim.  Bueno Vista Social Club’tan Chan Chan çalıyordu. Ütü yaparken hafiften sallanmaya başladım. Bir elimde ütü, diğer elim havada, bacaklar ileri geri gidiyor derken belim de olaya katıldı. Yıllardır hareketsiz kalan vücudum müzikle esnedi. Şarkılar şarkıları, ütülenen kıyafetler birbirini izledi. Beni dans ederken sadece ütü, ütü masası, gömlekler, tshirtler ve pantalonlar gördü. Sonunda neden bu kadar yoruldum diye düşündüğümde dans etmeye tekrar başladığımı fark ettim.


Şimdi kapı gıcırtısına olmasa da yalnızken duyduğum her müzikte dans ediyorum. Hopluyorum, zıplıyorum, sallanıyorum, kıvrılıyorum ve kendime dönüyorum.

14 Eylül 2015 Pazartesi

Başlıksız bi'şi

14.9.2015 El yazısı ile Başlıksız Bi'şi yazılı defter sayfası
fotoğrafı
Şu geçen zamanda günde iki tane gündem yazısı yazsam yeriydi. İlk yazımın adı muhtemelen “Bilsinler” olurdu. Gerçeklerin saptırılıp saklanmasıyla ilgili olurdu. İkinci yazımın adı “Mehmedim” olurdu, Dağlıca’nın anısına...Üçüncüsünün adı da “Yine mi?” olurdu. Sonraki ise “Cizre’de neler oluyor?” olurdu. Ama yazmadım.

Şimdi ise unuttuğumuz bir şeyden, sevgiden bahsedeceğim. Çünkü hatırlamam/ız lazım. Tüm bu gürültünün içinde doğru sesi duyabilmem/iz için onun orada olduğunu bilmem/iz lazım. Üzerindeki tozu üfleyip onu temiz tutmam/ız lazım.

Annemin evindeki kristal küllükler gibi kullanılmayan, olduğu yerde duran; ama bayramdan bayrama temizlenen, yıkanan ve anca yıkandığında parlayan küllük gibi olmuştu içimdeki sevgi. O kadar tozlanmıştı ki bir an yok sanmıştım. Ama ne mutlu ki varlığını hatırladım. Hatırlayınca tüm dumanlı tozlu ortamın içinde gözümü alan bir ışığı yansıttı sevgi. Kristale vuran gün ışığı gökkuşağı renklerine ayrıldı, süzüldü içime. Umut verdi, dayanma gücü verdi, ayakta tuttu; bir amaç verdi bana.

Ben yansıyan renkleri gördüm. O renklerin her birini ayrı ayrı ve o renklerin tümünü aynı anda sevdiğimi fark ettim. Kalbim daha hızlı attığında beynimin ısısının azalttığını hissettim. Düşününce çıldırma noktasından, hissettikçe sakin kalma noktasına geldim.


Sevgiye tutunup, direnmeye karar verdim. Uzun soluklu maratonu yarıda kesmemek için...Çünkü sonunu çok merak ediyorum. Sonunu görmek istiyorum. Sonuna kadar sağlam kalmayı diliyorum.  

3 Eylül 2015 Perşembe

Daha

O çocuğu biliyorsunuz. Fotoğrafını gözlerini kapatmak isteseniz de gördünüz. Onu oradan kaldırıp kucaklamak, sarılmak ve öpmek istediniz. Hayata döndürmek istediniz. Ama o cansızdı. Cansız olamayacak kadar küçüktü.

Çok şey yazamayacağım, elimde olup yapamadıklarım için üzgün, elimde olmayan şeyleri yapmayanlara da kızgınım.


Eğer gerçekten mülteci konusunu ve mültecilerin yanı başımızdan geçerken yaşadıklarını anlamak istiyorsanız Hakan Günday’ın “Daha” sını okumanızı öneririm...
Hakan Günday'ın Daha isimli kitabının kapak fotosu

1 Eylül 2015 Salı

Melankoli

El yazısı ile Melankoli yazılı defter sayfası
Bazen dünyanın tam orta yerinde bir başıma kalmış gibi hissediyorum. Böyle hissetmediğim bazı anlarda da dünyanın orta yerinde tek başıma oturmak, hiç bir şey yapmamak istiyorum. Kimseyle konuşmak, kimseyi duymak istemiyorum. Bu anlarda işitme kaybımın tadını çıkarıyorum. İşitme cihazımı çıkarıyorum. Kafamdaki akan sular ve çalan zillerle baş başa kalıyorum. Başka kimse ama kimseyi yanımda istemiyorum.
Hissettiklerimi  kelimesi kelimesine Sabahattin Ali’nin muhteşem dizeleri anlatıyor. Üzerine bunu Nükhet Duru’nun içten sesinden dinleyince, melankoliden bile mutlu oluyor insan...

Beni en güzel günümde 
Sebepsiz bir keder alır. 
Bütün ömrümün beynimde 
Acı bir tortusu kalır. 

Anlayamam kederimi, 
Bir ateş yakar derimi, 
İçim dar bulur yerimi, 
Gönlüm dağlarda bunalır. 

Ne kış, ne yazı isterim, 
Ne bir dost yüzü isterim, 
Hafif bir sızı isterim, 
Ağrılar, sancılar gelir. 

Yanıma düşer kollarım, 
Görünmez olur yollarım, 
En sevgili emellerim 
Önüme ölü serilir... 

Ne bir dost, ne bir sevgili, 
Dünyadan uzak bir deli... 
Beni sarar melankoli: 
Kafamın içersi ölür.


Sabahattin Ali




Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu