18 Kasım 2015 Çarşamba

LEKE

Fotoğraf: El yazısı ile Leke yazılmış defter sayfası. Leke'nin son
e'sinin üzerinde bir leke var.
Sanırım dünyanın sonu yaklaşıyor. Gerçekten. Doğaya yaptıklarımız yeterli gelmemiş olacak ki işi kısa yoldan bombalarla, silahlarda ve toplu katliamlarla halletmeye çalışıyorlar. Paris’te olanları duyduğumda Kenya- Garissa’da, Suruç’ta, Ankara’da ve Beyrut’ta olanları duyduğumda hissettiklerimi hissettim , çünkü hepimizin insan paydasında kardeş olduğumuzu bundan 20 yıl önce öğrendim.

18 yaşında hayatında hiç tek başına yolculuk yapmamış bir kız çocuğu olarak önce uçağa, sonra Ecnebistan metrosuna ve sonunda da trene binerek bir öğrenci konferansına gittim. Yine kendimin sınırlarını zorladığım zamanlardı. İnat etmiştim; önce seçilecek, sonra da tek başıma gidecektim. Internet yeni yeni yerleşiyordu hayatımıza. Internet sayesinde uluslararası öğrenci konferanslarından haberdar oldum. Internet sayesinde onlara başvurdum ve kabul edildim.

Orada Ecnebi birinin evinde kaldım. Bana çok iyi davrandı. Hatırlıyorum ilk gece kaldığım kızın evini bulamadım, kaybolmuştum. Boynumdaki kimliğimde yazan adresi bulmama bir Ermeni yardım etti. Baktım şöyle bir çocuğa, bize haberlerde bahsettikleri zalimlere hiç mi hiç benzemiyordu.

Sonra başka konferanslara gittim. Zenci grup arkadaşımla tiyatro oynarken ondan biraz çekindiğimi, ona dokunamadığımı fark edip kendimden utandım. Tarkan’ın şarkısını söyleyen Sırp kızlara kızıp sahneye çıktım. İşte Türkçe böyle söylenir dedim. Sonra o Sırplardan biri benim en yakın yabancı arkadaşım oldu. İstanbul’a geldi, bizde kaldı. Anne- babamla tanıştırdım. O, annemlerin yanında saygısından bacak bacak üzerine atmazdı biliyor musunuz? Düğünüme geldi, yanına bize hediye olarak takacağı altını alıp.  Oğlumun doğumuna geldi. Önemli anlarımda hep yanımda oldu. Bizimkilerin 4. kızı oldu. Gelenek görenekte hiç bir farkımız yoktu. O Ortadoks’tu sadece. Bunun öneminin olmadığını onunla öğrendim. Tüm Sırp’ların adının kötü kalpli insanlar yüzünden lekelendiğini gördüm.

Sonra bir de Kıbrıs Rum’u ile arkadaş oldum. Atina’daki evine lokum ve nazar boncuğu alıp gittim. Baktım dairesinin altında lokumcu var, kapısının üzerinde ise nazar boncuğu. Bu kadar mı benzeriz arkadaş dedim. Aile yapıları,  herşeyleri bizlere benziyordu. O Hristiyan’dı sadece. Bunun öneminin olmadığını onunla öğrendim. Tüm Kıbrıslı Rum’ların  adının kötü kalpli insanlar yüzünden lekelendiğini gördüm.

Şimdi ise biz lekeleniyoruz. Tüm Müslümanların adını kötü kalpli insanlar lekeliyor.

Ben tanıdığım insanlar sayesinde, lekelenmiş adların ötesini gördüm. İçimizde, özümüzde bir olduğumuzu fark ettim. Politikacıların, silah endüstrisinin ve uyuşturucu ticaretinin ayakta kalması için birbirimize düşman olmamız gerekiyordu. Düşman olmamız için de PR yapıyorlardı.


Dünyanın sonu geldiyse nefret yüzünden geldi. İyi kalpli insanların lekelere kanıp birbirinden vazgeçmesinden geldi. 

13 Kasım 2015 Cuma

AA

Korku, gerginlik ve küçük bir kızın utangaç haliyle amfiyi buldum. İçeriye girdim. Kalbim deli gibi atıyordu. Sınıfta bir kişi vardı. Bana “Kimsin sen?” der gibi baktı. “Merhaba” dedim. “Ben afla geri döndüm de, bu dönem sadece bu dersi alacağım”

Ve bu şekilde soğuk ve derin suya bodoslama atlamış oldum. Haftalardır omzumu kulaklarıma yapıştıran gerginlik ile yüzleştim. Ben gittim, amfimi buldum ve yerime oturdum.

Acaba kafam çalışır mı? Acaba konuyu anlar mıyım? Acaba daha önceden birbirini tanıyan insanlar ile iletişim kurabilir miyim?

Neyse ki hazırlıklıydım. İşitme cihazım ile bluetooth vasıtasıyla iletişim kurup sesi doğrudan cihaza veren “işitme cihazı aksesuarı”ndan almıştım. Küçük bir şey, askısı da var. Gittim hocaya durumumu anlattım ve mikrofonlu cihazı boynuna asıp asamayacağını sordum. Evet tabi ki dedi... ve derse başladık...

“Alet işler el övünür” derler ya; bende de öyle oldu. O mikrofon hocanın sesini doğrudan cihazıma verdi ve ben de bir kelimeyi dahi kaçırmadan anladım. Cihaz işledi, ben övündüm :) Harikaydı! O kadar iyi anladım ki kendime şaştım. Hatta bir soruyu ilk ben yaptım. Yaptım da nasıl yaptığıma şaşırıp, kendime inanamadım.

Derse faal bir şekilde katıldım. Bir yeri anlamadığımda soru sordum. Günün sonunda gerçekten konuyu hazmetmiştim. Gözümde büyüttüğüm, aylardır zihnimi işgal eden kocaman, şişman ve ağır yükü küçültüp yan cebime koydum.

Ders çıkışında uçuyordum sevinçten. Başlamıştım ya, bitirmenin yarısıydı işte.

Derse başlamadan önce acaba yine kalır mıyım diye düşünüyordum. Şimdi diyorum ki...Belki diyorum, yani zorlasam diyorum...AA getirir miyim acep dersi diyorum :) 


6 Kasım 2015 Cuma

Günlük hayatta ayakta kalma ipuçlarına devam

Tek başıma sıra beklemekten, bir yerlere kayıt olmaktan ve resmi işleri halletmekten hiç bir zaman hoşlanmadım. Ama son zamanlarda kendimi zorlamak adına bu tip işleri özellikle yalnız yapıyorum. Kendi ayaklarım üzerinde durabilmek beni çok mutlu ediyor...

Bir önceki yazımda söz verdiğim üzere, devlet dairelerinde, hastanelerde ve banka şubelerindeki işlerinizi halledebilmeniz için minik önerilerimi bulabilirsiniz:

  • Öncelikle iletişim kurmaya niyet edin :) Bu işi başaracağınıza inanarak evden çıkın.
  • Hazırlıklı olun... Gideceğiniz yerde gerekli olan ve gerekli olması muhtemel tüm belgeleriniz ve evraklarınızı yanınızda hazır edin. Mümkünse internetten ön araştırma yapın. Eğer hazır olursanız size anlatılması gerekecek şeyler minimuma inecektir. Yani yanlış anlama ya da hiç anlamama riski azalacaktır. Eğer kendinize ve cihazınıza çok güvenmiyorsanız yanınıza kalem ve not defteri alın. Çok sıkıştığınızda karşınızdaki kişiden yazarak kendisini anlatmasını isteyin.
  • Güzel giyinin...Evet evet derli toplu, temiz ve özenli giyinin. Neden mi? Öncelikle kendiniz için; yani kendinizi daha iyi hissetmeniz için...Bir de yardım istemek zorunda kalırsanız diye. İnsanların bakımlı görünüşlü kişilere daha fazla yardım etmek istedikleri bir gerçek çünkü...
  • Gözlerinizi dört açın...Daha önceden gitmediğiniz bir binaya girdiğinizde yönlendirmeleri dikkatlice takip edin. Başkasına gideceğiniz yeri sorduğunuzda verilen cevabı yanlış anlayıp kendinizi bambaşka bir yerde bulmayın diye...Ayrıca bazı binalarda işimize çok yarayan indüksiyon döngü sistemi bulunmaktadır. Peki bu sistem nedir? Aşağıda www.engellierisim.com sitesinden kopyaladığım bilgiye göz atabilirsiniz:

İndüksiyon Döngü (İD) Sistemi Nedir?
Görsel: İndüksiyon
döngü sistemini anlatan kulak şeklindeki
yan tarafında T yazılı logo
İndüksiyon döngü sistemleri, özel olarak geliştirilmiş bir amplifikatör aracılığıyla mevcut sesleri manyetik dalgalara dönüştürür. İşitme cihazı kullanıcıları, cihazda bulunan ‘telecoil’ mekanizması sayesinde bu manyetik dalgaları hiçbir ek ürüne gereksinim duymadan algılayabilirler. İşitme cihazı kullanıcısı, hizmet noktasında uluslararası indüksiyon döngü işaretini gördüğü zaman, cihazını ‘T’ ya da eğer varsa ‘M/T’ pozisyonuna getirir. Böylece işitme cihazı etrafta bulunan gürültü veya boğuk sesleri değil, sadece İD sisteminden gelen manyetik dalgaları iletmeye başlar. Bu sayede kullanıcı, konuşan kişiyi hiçbir zorluk çekmeden dinleyebilir. Gelişmiş ülkelerde İD sistemleri yaygın olarak kullanılmakta ve bina inşaat yönetmeliklerinin vazgeçilmez bir parçası olarak görülmektedir. Sinemalardan konser salonlarına, şirket toplantı odalarından okul dersliklerine kadar pek çok yerde İD sistemlerini görebilirsiniz.
Ülkemizde bu sistemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın binasında ve havaalanlarında kullanıldığını biliyorum. Siz yine de gözünüzü dört açın belki indüksiyon döngü sistemi logosunu görür ve cihazınızı buna uygun moda getirirsiniz. Bunun için de tabi ki cihazınızı ve özelliklerini de tanıyor olmanız gerekli...

  • Doğru kişiyi bulun. Hem işinizi çözebilecek kişi anlamında hem de yardım etmeye meyilli kişi anlamında kullandım bu cümleyi. Ben yılların tecrübesiyle ilk bakışta kim bana yardım edebilir seziyorum. Genelde de yanılmıyorum. İşine hakim kişiyi bulduğunuzda umduğunuzdan daha kısa sürede işlerinizi halledebilirsiniz.
  • Saklamayın, saklanmayın! Evet burada yineliyorum. İşitme sorununuzdan bahsetmekten çekinmeyin. Kendinizi karşınızdakinin yerine koyun, size bilmediği bir konuda nasıl yardımcı olabilir ki? Ben milletimizin yardımseverliğine de güveniyorum. Çok uç örnekler dışında, işitme kaybınızı bildiği halde sesini yükseltmeyecek ya da dediğini tekrar etmeyecek kimse yoktur. İşinizi halletmeniz gereken kilit kişiyi bulduğunuzda öncelikle sorununuzdan bahsedin.
  • Anla-mış gibi yapmayın...Bu en büyük hatalardan biridir, tüm emeğinizin sonuçsuz kalmasına sebep olur. Anladığınızdan tam emin değilseniz, tekrar ettirin. Tekrar ettirdiğinizde de mi anlamadınız, o zaman yazmasını isteyin. Anladığınız cümleleri siz tekrar edin ve karşı tarafa teyit ettirin. Eğer yanlış anlarsanız aynı işleri yinelemek durumunda kalabilirsiniz.  Daha da kötüsü onaylamadığınız bir şeyi onaylamış bile olabilirsiniz!

Elinizden geleni yaptığınız halde işinizi tam olarak halledemediniz mi? Yine de dert etmeyin, en azından denediniz. Dert etmeyi bir kenara bırakırsanız bir sonraki denemenizde başarılı olmak için yapmanız gerekenlere odaklanabilirsiniz...
Sonraki seferde de kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılamış ve özgüveni yüksek, normal biri olarak sokağa ve hayata adım atarsınız. Tüm bu çabaya değer değil mi?

4 Kasım 2015 Çarşamba

Günlük hayatta ayakta kalma ipuçları

Fotoğraf: 4.11.15 El yazısı ile günlük hayatta
ayakta kalma ipuçları yazılmış defter sayfası
Evde oturup kalmamamız, kendi işlerimizi halletmek ve sosyalleşebilmek için iletişim kurmak şart. E biraz ya da hiç duymazken bunu nasıl başaracağız? Kaybolan işitme duyumuz yerine diğer duyularımızı daha akıllıca kullanarak! Başıma gelen olaylarda gözlemlediğim ve işime yarayan bazı ipuçlarını paylaşmak istiyorum:
  • Öncelikle iletişim kurmaya niyet edin :)  Bunun anlamı şu aslında; iletişim kurmanın normal işiten kişilerin iletişim kurması kadar kolay olmayacağını baştan kabul edin. Mutlaka çaba harcamanız gerekecek. Bu yola baş koyun. Yorulsanız da günün sonunda arkadaşlarınızdan ve çevrenizden olumlu geri dönüşler alacaksınız...
  • Gözlerinizi dört açın, uyanık olun... Gözleriniz ile çevrenizi kontrol edin, dudak okuyun. Dudak okumaktan utananlar olabilir. Sürekli karşınızdakinin dudaklarına bakmak sizin için utandırıcı ise, numarasız gözlük kullanabilirsiniz. Gözlüğün ardından nereye baktığınız çok anlaşılmayacaktır. Eğer gözleriniz bozuksa mutlaka gözlüğünüzü takın. Algılamanıza çok faydası olacaktır.
  • Gürültülü ortamlarda gürültü kaynağından uzak durun... Mesela müzik yayını olan bir ortamda hoparlörden uzak durun. Özellikle müzik arka taraftan geliyorsa işitme cihazınız ne kadar son teknoloji ürünü olursa olsun müzik sesi konuşma algılamanızı zorlaştıracaktır. İyisi mi bir restaurantta masa seçerken çaktırmadan hoparlörden uzak masaları tercih edin.  Çok fazla insan gürültüsü olan ortamlarda da gözlerinizin daha iyi görmesi için aydınlık olan yerleri seçerek daha rahat iletişim kurabilirsiniz. Hem karanlık hem de gürültülü bir yerde iseniz hiç stres yapmayın, böyle ortamlarda normal kişiler bile duymakta güçlük çeker. Bu tip ortamlarda deneni tekrar ettirmekten çekinmeyin... ya da bu tip ortamlarda konuşmaya ne gerek var, sadece dans edin :)
  • Gözünüz yerde olsun! Zemini granit olan ortamlarda ortam gürültüsü, zemini halı kaplı yüzeylere göre daha fazladır. Evinizde misafirleri ağırlayacağınız odanızı halıyla kaplı olmasına dikkat edebilirsiniz. Gürültülü mekanlardaki tavan yüksekliği de önemlidir. Yüksek tavanlı fakat eko yapmayan mekanlarda daha iyi duyacağınızı siz de fark edeceksiniz.
  • Haberleri takip edin...Ne ilgisi var demeyin, yeni tanıştığınız kişilerle konuşurken konu elbet haberlere ve havaya gelecektir. Genel gündem hakkında fikriniz olursa, yakaladığınız bir iki anahtar kelimeyle bile sohbetin içeriğini anlayıp konuya dahil olursunuz.
  • Tedbirli olun...İşitme cihazınızın pilleri daima yanınızda olsun. Anlamanızın önemli olduğu ortamlarda pilinizin bitmesine gerek kalmadan yeni pil kullanın.
  • Dışarıya çıkın...Güzel havalarda dış mekanlarda sosyalleşin. Trafik ya da farklı bir gürültü olmayan dış mekanlarda en iyi şekilde duyacağınızı garanti ediyorum.
  • Olumlu düşünün...Moralim bozuk olduğunda ya da kafam bir şey takılmışken duymamda hissedilir bir azalma oluyor. Olduğunuz ana ve olduğunuz yere kafanızı vermeye, “şimdide kalmaya” dikkat edin.
  • Saklamayın, saklanmayın! Kendiniz olun, kendinizi ifade edin, asla işitememekten utanmayın. İşitme kaybınızı çevrenizdekiler ile paylaşın. Gerçekten size arkadaşlık edebilecek potansiyele sahip olanlar size anlayışlı yaklaşacaklardır.

Yukarıda sıraladıklarım umarım işinize yarar. Sonraki yazımda da devlet dairesi, hastane ya da banka gibi ortamlarda hayatta kalma sırlarımı paylaşacağım :)

Bu arada sizin bulduğunuz başka ipuçları varsa neden yazmıyorsunuz? Ben de sizin ipuçlarınız ile hayatımı kolaylaştırabilirim...
isitmekaybideyince@gmail.com ‘a yazabilir ya da buradan yorum yapabilirsiniz...

Şimdiden teşekkürler :)

1 Kasım 2015 Pazar

Ahhh Belinda!

Ah Belinda filminde Müjde Ar'ın başını
yıkadığı sahneden bir büst görüntüsü
Ah Belinda, Müjde Ar’ın başrolünde oynadığı, 1986’da Atıf Yılmaz’ın yönettiği, Türk sinemasının güzel örneklerinden bir filmdir “Ah Belinda” ...

Şimdi nereden çıktı bunu yazmak dediğinizi duyar gibiyim. Size bir bir açıklayacağım...

Filmde Müjde Ar Serap isimli bir tiyatro oyuncusunu canlandırır. Kendisine bir şampuan reklamı filminde oynaması için teklif gelir ve o da kabul eder... Film çekiminde banyo sahnesinin sonunda duştan çıkıp kapıyı açtığında kendisini sette değil, hiç tanımadığı bir evde bulur. Artık tiyatrocu Serap, iki çocuk annesi Naciye’dir. Ne kocasını, ne çocuklarını ne de yaşadığı yeri tanımaktadır. Başta ben Naciye değilim diye diretse de bir süre sonra ortama ve Naciye olmaya ayak uydurur. Filmin sonunda da Naciye banyodan çıktığında kendini yine reklam filmi setinde ve tiyatrocu Serap olarak bulur...

Bugün, seçim sonuçlarını takip ederken başıma bir ağrı saplandı. “Gerilim Tipi” deniyor bu baş ağrılarına...Televizyon seyretmeyi bıraktım. Dışarı çıkıp yürüyeyim dedim. Hem biraz temiz hava alırım, hem de belki yürüdükçe mutluluk hormonları salgılanır diye hayal ettim...Hadi mutluluğu geçtim; belki sinir yapan hormonlarım baskılanır dedim. Çıkıp yürüdüm, hırsımı adımlarımdan ve üzerinde gittiğim yoldan almak için... Baş ağrım biraz azaldı ama sızlamaya devam etti. Bunun üzerine belki sıcak bir banyo iyi gelir ve ağrım tamamen geçer diye düşündüm.

Banyoya girdim... Yine düşünceler ve endişeler geçti aklımdan. Sıkıldım, sızlayan baş ağrım daha da arttı. Tam banyodan çıkacakken, kapının koluna elimi uzattığımda aklıma Ah Belinda filmi geldi...

Şimdi dedim, kapıyı açtığımda kendimi yine tiyatrocu Serap olarak bulsam dedim... "Yıllar süren Naciye’likten özüme dönmüş olsam" dedim. Keşke Naciye olarak geçen yıllar hiç olmuş olmasa dedim. Kapıyı açsam dedim, bu kabus bitse dedim. Kapıyı açsam ve dışarıya Serap olarak çıksam dedim.

Olmadı.

Kapıyı açtım ve Naciye hayatı kaldığı yerde beni bekliyordu.


Ne yapayım ben de oturdum bu yazıyı yazdım. İçimi çeke çeke: “Ah be Belinda, aaah! Keşke hayatımızı değiştirmeseydin!” diye diye.
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu