31 Aralık 2015 Perşembe

Üç Bade

Fotoğraf: El yazısı ile Üç Bade yazılmış
31.12.2015
Büyük ailemizin bir yılbaşı geleneği vardır. Yılbaşını evde, annemin masasının etrafında yediğimiz keyifli yemekle kutlarız. Yemek yerken de sırayla herkes geçen yılın değerlendirmesini yaparak, yeni yıl için dileklerini sıralar. Bu konuşmaların ilkini 2006 yılına girerken yapmıştık. Dile kolay bu yıl tam 10. büyük soframız olacak kısmetse.

Genelde herkesin birinci isteği, masada oturanların eksilmemesi, misafirler, aileye girecek damat (çünkü üç kız kardeşiz) ya da bebek ile çoğalmasıdır. Şükür ki masamızda oturan kişiler eksilmedi. Büyüklerimiz hala başımızda, bizler de sağlıkla olduğumuz yerdeyiz işte.
Aynı şeyi ben burada da yapmak istedim. 2015’i değerlendirmek ve 2016 ile ilgili hayallerimi ve hedeflerimden bahsetmek istedim. Biliyorsunuz ki ben zaten her fırsatta niyet etmeyi ve dilek dilemeyi seven bir şahsım.

2015 gücenmesin ama toplumumuz için çok iyi hatırlanmayacak bir yıl oldu. Her tarafımız acı, savaş, ve ölüm doldu. Çok şeyi kaybettik. Kaybettiklerimizin en önemlisi ise umudumuz oldu. Biz 2015’te toplum olarak gerçekten çok mutsuz olduk. Bu sebeple 2015’in kara izlerini temizlemesini diliyorum 2016’dan. Bizlere umut vermesini diliyorum. Bizleri mutlu etmesini diliyorum. Çocukların acı çığlığını değil, mutluluk ve oyun çığlıklarını duymak istiyorum. İnsanların kendilerini güvende hissetmelerini diliyorum. İnsanlığa bomba, silah ve mermilerden uzak, huzurlu bir yıl diliyorum.

Bana gelecek olursak, genel gidişattan çok etkilendim. Umudumu kaybettiğim zamanlar oldu. Çok mutsuz olduğum da oldu. Yine de en sonunda olumlu düşünüp, sonucunun hayırlı olacağına inandım tüm bunların. Böyle düşünüp yarın için ne yapabilirim diye sordum kendime sürekli.

2015’in benim açımdan en güzel tarafı buraya yazmaya başlamamdı. Yazmaya başlayana kadar çok düşündüm. İçimde çok şey biriktiğini fark ettim. Yazarak daha sağlıklı, daha mutlu ve daha olgun biri olma yolunda adım atmaya başladım. Yazmak bana iyi geldi, hem de çok iyi geldi. Yaşadıklarım, onları yazacağım için bir anlam kazandı.

2016’da ise daha fazla okuyup, daha fazla yazmayı diliyorum. İçimi doldurup sonra da taşmayı diliyorum. Taşanları paylaşmayı diliyorum. Paylaştıklarımın gönülden gönüle akmasını diliyorum. Halk ozanı gibi anlatmışım meramımı şimdi; onlar gibi rüyamda üç bade içip, tanrı vergisi yeteneğime kavuşmayı diliyorum. 


Yeni yılın herkesin hayal ettiğinden çok daha güzel geçmesini diliyorum...

29 Aralık 2015 Salı

Şaşkın

Fotoğraf: 29.12.2015 El yazısı ile
Şaşkın yazılı defter sayfası
Ben bu bloga başlamadan önce işitme kaybıma çok üzülüyordum.

O kadar üzülüyordum ki ben; çorapları diz altına kadar çekili, saçı iki yandan örgülü ve kısa elbiseli bir küçük kızmışım gibi, elimden tutan kimse yokmuş gibi, dünya üzerinde bir ben kalmışım ve etrafımdaki tüm evren üzüntü doluymuş gibi üzülüyordum. Kimse görmesin diye başını önüne eğerek, gizlice, sessizce ve iç çeke çeke ağlayan bir küçük kızmışım gibi üzülüyordum.

Neyse ki bunun üzerinden doksan küsur blog yazısı geçti :)

Geçen gün “İnsanlar Neden Hasta Olur?” isimli kitabı okurken birden aklıma şu soru geldi: Bir mucize olsaydı da işitme sinirlerim geri gelseydi ve tamamen normal duyabiliyor olsaydım ne yapardım?

İnanın bir-iki saniye aklıma hiç bir şey gelmedi. Tabi ki çok çok mutlu olurdum...ama ... ama diye bir şeyi düşündüğümü fark ettim. İşitme kaybımdan sonra yaşadığım bir nevi olgunlaşma hissini kaybeder miydim? Ya da kulaklarımın duyduğu zamanlardaki kadar sorumsuz ve amaçsız halime geri mi dönerdim? Gerçekten ne yapardım diye düşündüm? Hımm, mesela müzik dinlemek... Mesela yeni bir dil öğrenmek. Mesela yeni öğrendiğim dilde müzik dinlemek :)

Eee, bunları şimdi de yapabilirim ki ben...


Böyle hissetmek, böyle düşünebilmek, o kadar çok zamanımı aldı ki.  Şu anda bu satırları yazdığıma bile inanamıyorum, fakat gerçekten hissettiklerim bunlar. İşitme kaybım olsa da ben hayalini kurduğum şeyleri yapabilirim. Ha, kolay olur demiyorum. Yalnız başıma da yaparım demiyorum. İnsanlardan ya da aygıtlardan alacağım yardıma ihtiyacım olabilir. Olsun. Sonuçta yapabilir miyim? Yaparım ya, yaparım. Hem de öylesine kendimi vererek, öylesine hissederek ve öyle bir bilinç ile yaparım ki...O çorapları diz altına kadar çekili, saçları iki yandan örgülü ve kısa elbiseli üzgün küçük kız bile şaşırır yaptığıma...

24 Aralık 2015 Perşembe

İşitme kaybının faydaları?

Fotoğraf: 24.12.2015 El yazısı ile işitme
 kaybının faydaları? yazılı defter sayfası 
“İnsanın bir duyusunun kaybının faydası mı olurmuş ayol “ demeyin. Bakış açısına göre neyin kayıp, neyin kazanç olduğu çok değişkendir. Benim kafamın da biraz değişik çalışmasından olacak, algım ile yorumum normal insanlardan oldukça farklıdır. Sonuçta, aşağıdaki noktaları göz önüne alınca kazanç mı kayıp mı kararını vermek size düşüyor:
  • İşitme kaybı, hiiiç dinlemek istemediğiniz ve aynı şeyleri tekrar tekrar anlatan kişilere karşı mükemmel bir kaçış yoludur. Karşınızda bırbırbır konuşan biri varsa, çaktırmadan kapatırsınız cihazı, dinlersiniz kafanızı...(Yine de arada onları dinliyormuş gibi başınızı sallamayı unutmayın ama)
  • Kendinize daha önce fark etmediğiniz yetenekler geliştirmek zorunda kalırsınız. Mesela dudak okumak gibi. Dudak okumayı söktüğünüzde gizli ajan bile olabilirsiniz! Sizden çok uzakta oturan kişilerin konuşmalarını deşifre ederek soğuk savaşı bile bitirebilirsiniz...Ya da... sadece başkaları hakkında bir şeyler öğrenebilirsiniz. Size söylemedikleri halde ;)
  • Geliştirmek durumunda kaldığınız diğer bir özellik de detaylara dikkat etmek olur. Gözler fıldır fıldır döner, burun her kokuyu alır, ten daha da duyarlı olur. İnanın bu şekilde samimiyetsiz insanları şıp diye anında tanırsınız. Dedikleri ile yaptıkları arasındaki farkı anlamanız uzun sürmez, çünkü ister istemez mükemmel bir gözlemci olmuşsunuzdur.
  • Tüm gücünüzü ve dikkatinizi duymaya verdiğiniz için gerçekten çok iyi bir dinleyici olursunuz. Birisi size bir şey anlatırken o anda, o yerde ve kesinlikle o kişiyle birliktesinizdir. Size bir şey anlatan kişiye konsantre olduğunuz için karşınızdakine kesinlikle daha iyi ve daha değerli hissettirirsiniz. Çünkü siz karşınızdakini dinlemezsiniz, onu hissedersiniz.
  • Yalnız kalmaktan keyif alırsınız. Sosyalleşirken harcadığınız enerjiyi yerine koyabileceğiniz, tamamen yalnız geçirdiğiniz anlar size çok iyi gelir.
  • Gördüklerinizi, duyduklarınızı ve hissettiklerinizi birleştirip yorum yapmak konusunda ustalaşırsınız. Bu size olayları daha geniş açıyla anlama fırsatı verir. Sadece duyduğunuza ya da sadece gördüğünüze güvenmezsiniz. Daha temkinli yaklaşan bir kişi haline gelirsiniz, çünkü anca duyduğunuzu destekleyecek kanıt bulduktan sonra doğruya karar verirsiniz.  Bu bakış açısı yaşadığınız tüm hayata sirayet eder, daha sağduyulu biri oluverirsiniz.
  • Kesinlikle daha çözüm odaklı hale gelirsiniz. Günlük hayatta yanlış anlayıp doğru yanıt vererek kaldığınız gülünç durumları atlattıktan sonra sorunlara yaklaşımınız değişir. Oluşan durumları hemen düzeltmek zorunda kaldığınızdan, çözüm konusunda yaratıcılığınız gelişir. Soruna üzülecek zaman yoktur. Bunun yerine durumu kurtarırsınız. Sonra da bir bakmışsınız ki hayatınızın her alanında çabuk ve yaratıcı çözümler üretiyorsunuz.
  • İşitme kaybının verdiği bilinç ile engellilik ya da toplumdaki farklılıklar konusunda daha duyarlı olursunuz. Bakış açınız genişler. Bunu doğru şekilde kanalize edebilirseniz, gönüllü çalışarak ya da diğer aktiviteler ile topluma faydalı olabilirsiniz.
Benden bu kadar...Peki siz ne düşünüyorsunuz? Sizce eklenecek ya da çıkarılacak noktalar var mı? 

22 Aralık 2015 Salı

Peri Tozu

22.12.2015 El yazısı ile Peri Tozu yazılmış
defter sayfası
Bu blogu oluştururken amacım yaşadıklarımı neşeli ve umut dolu bir şekilde paylaşarak, biraz olsun farkındalık yaratmaktı. Bir kişi bile okusa, işitme kaybıyla yaşananları anlasa, o bile kardı benim için. Sevgi ve şevkle başladım ben yazmaya. Yazdıkça iyi hissettim, güzel yorum aldıkça büyük bir ödül kazanmış gibi gururlandım.

Bir süredir yazdıklarımı beğenmiyorum, çünkü neşe ve umut dolu yazamadım. Blogun kıstaslarına uymadığını düşündüğüm için ise yayınlamadım. Belki gereğinden fazla duyarlı bir insanımdır, belki gündem beni kendi hayatımdan bile uzaklaştırmıştır. Belki de sadece inanılmaz dinamik bir ülkede yaşıyoruzdur! Biraz olumsuz yazılar yazmamın sebebi bunlardan herhangi biri ya da hepsi birden olabilir.

Blogta yazı yayınlamayınca da bunun benim için büyük bir dert haline geldiğini fark ettim. Aklımı başıma devşirdim. Asıl dersimin kendimi bu şartlarda bile neşeli ve umut dolu tutmak, hatta bunu paylaşıp yaymak olduğunu anladım.

Pazar gecesi televizyonda Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın bağış etkinliği vardı. İyi insanların varlığı olduğu sürece umut hiç bitmezdi ki...Programı duygulanarak seyrettim. Beni saran tatsız havayı biraz değiştirdi. Bu tatsız havayı tamamen dağıtmak ise sadece benim yapabileceğim bir şeydi.

İşbu yazı ile bloguma geri dönüyorum. Eğer ben üzerime düşen vazifeyi yapabilirsem, umutla ve neşeyle yazabilirsem, umudun belki birazı da okuyanlara bulaşır değil mi? 

Aynı masallardaki peri tozu gibi, toz üflenince değdiği yerleri pembeye döndürür değil mi?


Püfffff!  ;)
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu