5 Ocak 2016 Salı

Amaan neyse

Facebook sağ olsun, eski arkadaşlarımızın ne yaptığını ondan öğrenmeye başladığımızdan bu yana telefon sohbetleri git gide azaldı. Üzerine bir de Whatsapp gelince telefon etmeyi iyice unuttuk. Hoş, bu iş benim gibi işitme sorunu yaşayanlara ilaç gibi gelse de telefonun, özellikle de yüz yüze görüşmenin yerini hiç bir şey tutmuyor.

Bugün üniversiteden bir arkadaşımla telefonda konuştum. Üniversitedeyken çok yakın arkadaş değildik ama mezun olduktan sonra beni yılda en az bir defa aramaya başladı, biz de bu şekilde haberleşir olduk.

Bahsettiğim arkadaşımın ayağından bir ameliyat geçirdiğini öğrendim. O beni her yıl arar ya; ben de “Facebook’tan geçmiş olsun diyeceğime bir telefon edeyim” dedim. Tam 23 dakika konuşmuşuz. Üniversitede toplamda bu kadar konuşmuş muyduk gerçekten bilmiyorum. Çoluk çocuktan bahsederken konu üniversitenin ilk yıllarına geldi. Benim kabus olarak hatırladığım o ilk yıla...Yetenek sınavıyla öğrenci alınan bir bölümün, üniversite sınavıyla alınan, hem de azımsanmayacak yükseklikte puanla alınan ilk öğrencilerindenim. O yıl yetenek sınavıyla gelip hazırlık okuyan sınıf arkadaşlarımıza ve hazırlığı atlayan bizlerin yeteneksiz olduğumuza inanan hocalarımıza kendimizi anlatmaya çalışarak geçti.  Çok zor bir yıldı. Tüm eğitim sürem boyunca sonucu net olan problemler sorulmuştu bana, üniversitede ise sorulan problemlerin sınıftaki öğrenci sayısı kadar çözümü vardı. Lisede aldığım sert kuralları ve zamanlaması olan eğitimden oldukça farklıydı. Sınıf bile yoktu, stüdyomuz vardı. Stüdyo derslerinde arayı hoca vermiyor, biz istediğimiz zaman kantine gidebiliyorduk. Hoca stüdyodayken kimseye sormadan dışarı çıkabiliyorduk! Arkadaşlarımızla ve hocalarımızla konuşmak ve tartışmak serbestti. Ve bu durum, sınırlara alışkın zihnime çok tersti.

Tüm bu değişikliklerin üzerine, bir de benim üzerime oldukça fazla gelen bir hocam vardı. İlk yıl sağ olsun sınıfta başka kimse yokmuş gibi benimle uğraştı. O zamanki halimi nasıl anlatayım; 18 yaşındayken çok daha hassas ve güvensizdim. Biraz “titrek”tim. Titrek dememin sebebi üflenince bile o nefesin etkisinden çabuk kurtulamamamdı. Eğer o yılı atlatıp bölümümde kaldıysam tek sebebi kesinlikle inatçılığım oldu. Hoca benimle uğraştıkça inat ettim. İnadına devam ettim.

O yıl sınıfta oluşan hava, bende aslında çok da yetenekli olmadığım kanaatini uyandırdı. Eğitimin kalan 3 yılını bu kanaatime rağmen sınıfta kalmadan, ortalama öğrenci notlarıyla geçirdim. Düşünüyorum da, o zaman şimdiki bilincim olsaydı, potansiyelimi daha fazla ortaya çıkarıp kendimi daha iyi ifade edebilirdim. En başta da o hocanın bana yaptığı yıldırmaya pabuç bırakmazdım.

Ahhh ah, bir telefon derken ne derin konulara girdim. Düşünceler ve anılar, zamandan bağımsız ve zamanın üzerinde hareket ediyor. Yazıyı tekrar okuyup şöyle bir bakınca görüyorum ki, bir telefon görüşmesi beni yıllar, yıllar öncesine götürmüş. İşitme cihazım ve ona bağlı aygıt sayesinde yapabildiğim telefon konuşması sayesinde tamamen iyi duyduğum o yıllara yolculuk etmişim.  Aslında her şey aynı kalmış ama aynı zamanda o kadar farklılaşmış ki: Yazıyı yazarken 18 yaşıma dönmüşüm ama bir yandan ruhum ve dimağım o zamandan bu zamana bambaşka bir hale bürünmüş.


Amaaan neyse, sonuçta iyi ki yaşanan her şey yaşanmış da bu günlere gelmişim. Bu günlere gelip de bu satırları yazmışım...

Fotoğraf: Çİzilen düşünce balonunun içine Amaan, neyse yazılmış.
Düşünce balonu bir gülen surata ait olarak çizilmiş.
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu