20 Şubat 2016 Cumartesi

Hologram

Geçen hafta oğlumla güzel bir etkinlik yaptık. YouTube’daki akıllı telefonlar için hologram videolarını üç boyutlu hale getiren basit düzeneği evde yaptık. Sonra da şaşkınlıkla telefon ekranındaki videonun yükselip, dikleşip havada yer almasını, telefona dikey bir şekilde hareket etmesini seyrettik. Sanki videodaki görüntü hayat bulmuş, ayağa kalkmış, var olmuş gibiydi.

Geçen hafta olanlar bundan ibaret değildi tabi ki. Ankara’da yaşayanlar, Türkiye’de yaşayanlar bu topraklarda yaşamanın bedelini ödedi yine. Bu seferki patlamada 28 canımız gitti ama hepimizin canı yandı.Yine.

Patlamanın olduğu yer bir gün trafiğe kapalı kaldı. Sonra açıldı. Sabah akşam gece gündüz trafik oradan akmaya başladı. Yine. Aynı Ankara garının önünde aktığı gibi.

Biz şimdi Ankaralılar patlamaların olduğu yerlerden gidiyoruz- geliyoruz ve geri gidiyoruz. Kendi hayatlarımızda eskisi kadar mutlu olmasa da yaşıyoruz. Günlük alışkanlıklarımızı ve görevlerimizi gerçekleştiriyoruz. Hala nefes aldığımıza önce şükredip, sonra da şükrettiğimiz için vicdan azabı hissediyoruz yitip gidenlerden, sakat kalanlardan, sevdiklerinin acısı nefes almasını engelleyenlerden utanarak. Olan biten bundan ibaret buralarda.

Şöyle yukarılardan çok tepelerden baktığımızda karınca misali hayatlarımıza bizlerin de o hologram videolarından farkımız yok aslında. Eti, budu, canı, kanı olmayan birer görüntüyüz. Bir alet var onu görüntünün üzerine koyuyorlar ve var mış gibi oluyoruz, canlıymış gibi oluyoruz. Sanki görüntümüz hayat bulmuş gibi oluyoruz. O prizmaya yandan bakınca ne de güzel görünüyoruz.

Sonra bazı olaylar vuku buluyor işte. Görüntüyü üç boyutlu hale getiren alet aradan kalkıyor. Yok oluyoruz. Bir bakıyoruz ki izimiz yok, nefesimiz yok, sıcaklığımız yok, hiç bir şey yok. O kadar yokuz ki; yokluk bile yok.


Oğlumla etkinlik yapmaya çalışıyorum. Hayatlarımız normalmiş gibi yapıyorum. Oğlumun geleceği için endişelenmiyormuş gibi hayal kuruyorum. İçinde yaşadığımız oyun yokmuş gibi davranıyorum. Bir prizma yapıyorum elimle, video görüntüsünün üzerine koyuyorum. Aaa diyorum bak ne güzel hologram oldu, sanki gerçekmiş gibi diyorum...


4 Şubat 2016 Perşembe

YÜZ

Fotoğraf betimleme: 2 yaşımdayken çekilmiş
renksiz vesikalık fotoğrafım. Kameranın sağındaki bir şeye bakıyorum.
Ağzım sanki bir şey söylüyormuş gibi hafif açık. Minik yakası ve ön
kısmında çiçekleri olan bir kıyafet giymişim.
İşitme kaybım benim küçük, minik, sıradan hayatımın en zorlu konusu oldu. Bunun için şükrediyorum. Baş etmesi daha zorlu olan başka konular da çıkabilirdi bana piyango torbasından. Şansıma bu denk geldi. Şansıma çıkan numarayı evirip çevirdim elimde önce. Beğenmedim, kabullenmedim, çektiğim torbaya geri atmak istedim ama torbanın ağzını kapatmışlardı. Sonra küfrettim gelen numaraya, onu yok saydım, elimden atmaya çalıştım fakat numaranın olduğu top elime adeta yapıştı. En sonunda ise onun varlığını kabullendim ve onunla ilgili bir şeyler yapmaya karar verdim.

Az gittim uz gittim, düşündüm taşındım, durakladım da nefeslendim azcık. Sonrasında da yazmaya başladım. Elime kuvvet, yazdıkça yüküm hafifledi. Yazdıkça iyi geldi. Yazdıkça güzel şeyler duydum. Güzel şeyler duydukça daha çok yazasım geldi. Tüm bunların üzerine de yazılarım sayesinde yeni insanlarla tanışıp iki kelime sohbet ettim ya; yazmanın en keyifli yanı da bu oldu.

Bu, benim yüzüncü yazım. Her zaman yaratıcı fikirleri olan ama bu fikirlerini büyütemeyen ben, tam yüz tane yazı yazdım. Ben devam ettim. Ben durmadım. Kendime karşı olan önyargımı yıktım. Kendimi, kendime ispatladım.

Bütün bu yazıları yazarken en gizli anılarımı, en samimi hislerimi paylaştım da kimseye yüzümü göstermedim. Hala da biraz utangacım bu konuda. Ama ilerlemek adım adım olur değil mi? Ben de adım adım göstereyim dedim size kendi yüzümü. Size yüzümü, yüzüncü yazımda göstermeyi planladım.

Fotoğraftaki kız çocuğu benim işte. Geri kalan diğer her şeyi yazdıklarımdan biliyorsunuz zaten...


Yüzümün göründüğü ilk fotoğrafım ve yüzüncü yazım kutlu olsun. Daha nice yüzlerim olsun paylaşacak...

2 Şubat 2016 Salı

Az ve Öz Duyup Çok Hissedenler Derneği

Fotoğraf betimleme: El yazısı ile "Az ama Öz Duyup Çok Hissedenler Derneği!"
yazılmış defter sayfasından bir kesit
Geçenlerde bankadaki işlerimi hallediyordum ki bizim kızlardan gelen Whatsapp mesajını gördüm. Blogumla ilgili bir şeylerden bahsediyorlardı. A. bana dedi ki ben bir sivil toplum kuruluşunda çalışmak istiyorum, hadi sen kur da çalışayım...Adı da “Az ve Öz Duyup Çok Hissedenler Derneği” olsun.

Bankanın ortasında kahkalarla gülmeye başladım. Gerçekten az duyuyorum ama iyi dinleyerek öz duymuş oluyorum, bir de tabi ki çok çok hissediyorum.

Arkadaşımın sözüne uyarak şimdi hemen bir dernek kuruyorum işte, üye olmak için gerekli özellikleri buraya yazıyorum:
  • Az ya çok belki de hiç duymayabilirsin, ama iyi bir dinleyici olmalısın
  • Duyarlı olmalısın
  • Fesatlıkla işin olmamalı
  • “İyi insan” olmalısın, bundan da utanmamalısın
  • “Garip” ya da “anormal” ya da “deli” olabilirsin, hatta bunlar iyi bile olabilir dernek için
  • Dalgacı olmak tercih sebebidir ama mutlaka sorumluluk sahibi olmalısın
  • Kafan çalışmalı mutlak
  • Diyecek sözün olmalı

Derneği kurup da tüzüğünü unutmak olur mu, tüzüğü de böyle yazıp huzurlarınızdan çekileyim:

İşbu dernek bir şekilde işitme ile ilgili yarası olanların gocunacağı bir dernektir. İşitme kaybından muzdaripler ya da onların sevenleri ya da onlardan etkilenenlerin toplanıp okey oynayacakları bir dernek olabilir. Kumara karşı olsak da bir çay ısmarlamasına kağıt oynanabilir. Bol bol sohbet edilebilir. Aynı soru elli bin defa sorulabilir. Yanıtı elbet herhangi bir tekrarda anlaşılacaktır. Soruların sıklığı ile cevapların yanlış anlaşılmasından derneğimiz sorumlu tutulamaz. Derneğe dışardan yiyecek içecek getirmek serbesttir ama dedikodu içeri giremez. Dernekte hep güzel şeyler konuşulur. Dertlerden dem vurulur amma daha ziyade çözümü üzerinde durulur. Yüzlerin ve gönüllerin şen olması mutlaktır. Dışarıdan kahkaların duyulması serbesttir. İçeriye girmek isteyenlerin kapıyı kuvvetlice çalmaları bir gerekliliktir. Kapı çalışını duyurabilen içeriye girmeye hak kazanır. Derneğin aidatı farkındalık ile ödenir. Gönül borcu daimdir, her kim ki işitme kaybıyla ilgili farkındalık kazanır ve kazandırır, işte o zaman borçlar kapanır...


Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu