3 Haziran 2016 Cuma

Cevher

Görme engelliler için betimleme:
Fotoğrafta küçük not kağıdına el yazısı ile "Sen Altındansın
çöplükte bile değerini kaybetmezsin ki! yazılmış
Mastera başladığımdan bahsetmiştim daha önce. Geçen sürede derslere girdim, sınav ve final derken gözümde bir dev kadar büyüyen ilk dersimi bitirdim önce, sonra da sıra diğerlerini hallettim. Bu, bana pek çok açıdan çok iyi geldi. İnanılmaz korktuğum bir şeyin üzerine yel değirmenine saldıran Don Kişot misali yürüdüm. Yel değirmeninde öğütülmedim şükür. Tüm bunlardan öte, kendimi başarılı hissettim. En son ne zaman kendimi başarılı hissettiğimi unutmuştum. Bunu fark ettim.

Şöyle dışarıdan bakıldığında başarısız gibi durduğumu zannetmiyorum ama bilirsiniz ya işte; şöyle insanın göğsünün kabardığı, yalnızken düşündüğünde elinde olmadan gülümsediği ve kendine “Aferin” dediği başarıdan bahsediyorum ben. Ben nicedir böyle hissetmiyormuşum.

İşitme kaybım sosyal ya da iş hayatımda bana dezavantaj olmasın diye potansiyelimi zorluyorum. Gözlerim etrafı radar misali tarıyor, kelimeleri havada yakalamaya çalışıyorum anlamak için. Kelimeleri anlayınca, sağ olsun çok çalışan kafam devreye giriyor. Yorum yapıyorum, detaylıca düşünüyorum, karar veriyorum. Güçlü yönlerimi daha da güçlendirmeye çalışıyorum. Günlük hayatta bin bir güçlükle cebelleşiyorum. Bu güçlükleri ölçüyorum, biçiyorum, gramla tartıyorum, düşünüyorum, bazen üstesinden geliyorum; buraya yazıyorum da... yine de kendimi bir iş başarmış gibi hissetmiyormuşum işte.

Yel değirmenine saldırmak sanki içimdeki eski savaşçıyı ortaya çıkardı. Sanki yaş almamışım gibi, sanki bunu yapabildiysem diğer hayallerimi de yapabilecekmiş gibi hissettim. Bir de üzerine aklımın basmadığını düşündüğüm bir şeyi yaptığımı görünce yıllardır kapımı çalmayan “başarı” yanı başımdaymış gibi mutlu oldum.

Sonrasında da neden bu kadar zamandır böyle hissetmediğimi düşündüm. Genel olarak yaşadığımız hayata ve kültürümüze baktığımda hep olumsuz şeylerden konuşuyoruz ve hep eleştiriyoruz. Hiç bir şeyi beğenmiyoruz. Beğenmediğimizi bağıra bağıra söylüyoruz da sevdiğimiz şeyleri hep içimize atıyoruz. Kimseyi motive etmiyoruz, kimse de bizi motive etmiyor. Böyle olunca da insan takdir edilmediğini düşünüyor. Takdirin olmadığı yerde de başarı madalyası boynumuza asılmıyor.

İnsan başarısız hissedince potansiyelini ortaya çıkaramıyor. Motivasyon eksikliği insanı gerçekten olumsuz etkiliyor. Gün geliyor, öz güven tükeniyor, Sezen Aksu’nun deyimiyle “Bir mektup gibi buruşturulup fırlatılmış” ve işe yaramaz hissediyorsun.

Böyle hissettirenlere yapılacak ya da verilebilecek bir ceza yok. Belki kendimiz de eşimize, dostumuza, çocuğumuza ya da iş arkadaşımıza böyle hissettiriyoruz.  Ne yazık ki bu kişileri değiştirmek elimizde değil. Tek yapabileceğimiz düşüncemizi ve tavrımızı yani kendimizi değiştirmek. Tek yapabileceğimiz kendi kendimize inanmak, yılmamak ve kendimizi motive etmek. Başkasından duymak istediklerimizi, tam içimizde hissetmek...ve belki sonrasında da duyma ihtiyacı hissetmemek.

Çok eskidendi, kendimi işle ilgili olarak kötü hissettiğim bir dönemdi. O zamanlar henüz evli olmadığım eşim demişti ki bana “Sen altındansın, çöplükte bile olsan değerini yitirmezsin ki”...

Şimdi arada sırada kendimi hak ettiğim şeyleri bulamamış gibi hissettiğimde bu sözü düşünüyorum. Etrafım çöplük bile olsa gözlerimi kapadığımda içimdeki altının parladığını görüyorum. 

Hadi siz de kapatın gözlerinizi...Cevheriniz içinizde saklı; dikkatlice baktığınızda bulacaksınız durduğu yeri...
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu