22 Haziran 2016 Çarşamba

NEMRUT

Dikkat edin bu bir gezi yazısı değildir. Yani Nemrut’a gitmedim. Hoş, gitmeyi çok isterim ama başlığın anlamı başka. Nemrutum ben.  Huysuz, mutsuz ve tatsızım bazen.

Bazen böyle küçük küçük şeyler birikip küçük bir tepecik haline geliyor içimde. Telefonda anlamadığım bir söz, yanlış anladığım haliyle de yanlış cevapladığım bir soru bazen de duymadığım için birilerinin beni şöyle işaret parmağı ile kolumdan dürtmesi. Bir şeyi anlamadığım zamanki yüz ifademin fotoğrafını çekse birileri, nasıl şapşal göründüğümü bazen çok merak ediyorum.

Bazen tüm gürültüden herkesten uzaklaşmak istiyorum. Kendi mağarama kaçayim da kimse görmesin modu yani. Şöyle yanıma bir iki günlük nevalemi de aldım mı, kimse değmesin bana da, keyfime de.

Bazen de sokaklara akmak istiyorum; herkesle konuşmak istiyorum. Gürültünün kendisi olmak istiyorum. Kahkahamın gürültüsü olsun, adımlarımın gürültüsü olsun, mutluluğumun sesi olsun istiyorum. İstiyorum da istiyorum.


Bir tek ben miyim acaba böyle hisseden? Yok mu hiç içinizde böyle bir uçtan bir uca gidip gelen?
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu