11 Temmuz 2016 Pazartesi

Cup Cup

Çocukken denizde ya da havuzda zaman geçirmeye bayılırdım. Tüm günü denize girip çıkarak, kumdan kale yaparak ya da yüzerek geçirebilirdim. Zaman geçtikçe üşenmeye başladım. Güneşlenmeye bile üşenir oldum. Su ile aramız bozuldu. Kilo aldım, vücudumdan utandım. Bikinili ya da mayolu ortalıklarda dolaşmak istemedim. Üzerine işitme kaybı da eklenince, işitme cihazımdan ayrılıp suya girmek istemedim. Özellikle yeni tanıştığım insanlar ile suya girmekten çekinir oldum. İşitme cihazımı çıkardığımda onları net duyamayacağım için.

Oğlum da her çocuk gibi tüm günü güneşin alnında ve suda geçirmek istiyor. Üzerine bir de benimle güneşin altında ve suda oynamak istiyor. Yıllardır bir şekilde yazları su ile haşır neşir olmadan, oğlumla oynama işini başkalarına devrederek geçirmeyi başardım. Fakat bu yaz aklım başıma geldi...

9 yaşına giren oğlum daha kaç yaz benimle oynamak isteyecek ki? En fazla 3 yıl sonra arkadaşları ile takılıp beni kendi ortamında görmek bile istemeyecek belki de. Peki ben 3 yıl sonra pişman olmayacak mıyım kaçırdığım ve geri dönmeyecek zamana? Suya girmeyerek ve oğlumla oynamayarak olabilecek bir sürü güzel anıyı yok ettiğimi fark ettim. “Bu yıl” dedim kendi kendime: “Her şeyi, kilomu ya da işitme kaybımı boşverip oğlumla tüm günü suda zevkle ve mutlulukla geçireceğim”.

Bayram tatilinden istifade vardık yine deniz kenarına. Giydim mayomu, sürdüm güneş kremimi. Çıkardım işitme cihazımı. Bıraktım önyargılarımı, korkularımı, utançlarımı ve başkaları ne der kaygılarımı. 39 yaşındaki koca kadın, daldım kuma, daldım suya, denize kah atladım çivileme, kah atlayamadım balıklama. Kumdan kale yapmaya kova içinde su taşırken yanlışlıkla suyu oğlumun üzerine döktüm. Sonra başladık birbirimizi kovalamaya, kovalarla su savaşı yapmaya. Sahildeki herkes bize baktı. Hiç oralı olmadım, orada sadece ben vardım, canım oğlum vardı, kahkahalarımız vardı.       İ-na-nıl-maz eğlendik.

Kilolarımı, işitme cihazımı ve işitme kaybımı unuttum tüm gün. Denizin sesini, kahkahalarımızın gürültüsünü ve oğlumun davudi sesini duydum ve anladım. Çok ilginç; o anlarda dünya üzerinde sadece ikimiz vardık. Ben onu duydum ve anladım. Ben ona uydum, onunla aktım, onunla bir oldum.
Görme engelliler için betimleme: Oğlumla sahilde çekilmiş fotoğrafımız, oğlum beni öpüyor, ben gülümsüyorum.
 O andaki mutluluğumuz kim olduğumuzdan ya da görüntümüzden
daha önemli olduğu için fotoğrafı özellikle flulaştırdım, görüntümüz bulanık. :)


Son zamanlardaki olaylar, insana elde olmadan hayatın sınırlı süresini hatırlatıyor. Şu sınırlı süreli hayatımızda aslında en önemli şey sevdiklerimizle geçirdiğimiz hoş ve değerli zamanlar değil mi? Anılar kütüphanesine koyduğumuz gülen yüzlü fotoğraflarımız ve kahkahalarımız küçücük hayatlarımızın en büyük zenginliği değil mi?
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu